KÖYLERDE BİR BAŞKA OLURDU ESKİ BAYRAMLAR


Bu makale 2020-05-21 00:32:13 eklenmiş.
Aziz Özbilgiç

         

          Sevgili dostlar, biliyorum çok sıkıldınız. Ancak, güzel günlerin yakın olduğunu hissedebiliyor ve biraz daha sabır diyorum. Malumunuz oluğu üzere, dünyayı esir alan Covid-19 salgını nedeniyle, ülke olarak Ramazan Bayramı’nı evlerimizde geçirmek zorundayız.  Sevdiklerimizden uzakta, sadece hane halkı ile geçireceğimiz bayramın yüreğimize dokunduğunun da farkındayım. Bu yüzden sizi biraz eski bayramlara, özellikle de eski köy bayramlarına götürmek istiyorum. Umarım bir nebze de olsa içimiz ferahlanır, keyifleniriz.  

         Aslında bayramlar her yerde güzeldir. Zaman ve mekân çok önemli değildir bayramlar için. Fakat köylerde bir başka olurdu eski bayramlar.

        Günler öncesinden başlardı bayram hazırlıkları. Çocuklar, köyün girişindeki harman yerinde bayram alışverişi için şehre giden babalarını beklerdi saatlerce. Ardı ardına çalan korna sesiyle tepeyi tırmanan kamyonun peşinden koşardı oradaki her çocuk. Yarışırdı biri biriyle kamyonun kasasından tutunmak için. Köy meydanında biten yarıştan sonra babalarıyla eve giderdi taze yürekler.

        Bir ay öncesinden hesaplanırdı çobanlık sırası. En zor iştir bayramda çobanlık yapmak. Bu yüzden defalarca hesaplanırdı. Büyüklerden birinin araya girmesiyle sonuçlanan sıra, size geliyorsa şimdiden hüzün çökerdi üzerinize. Şayet değilse değmeyin keyfine.

        Komşu kadınlar toplanırdı birkaç gün öncesinden. Meşe odunundan yakılırdı ocaklar. Bayram taplamaları yapılırdı bolca. Hani üzerine eritilmiş tere yağı ile pekmez karışımı sürüleninden var ya. İşte ondan.

        Bayram gecesi, kızlar ve anneler kına yapardı ellerine. Bazı kızlar beceriksiz olurdu. Bulaştırırdı her bir tarafına. Neyse ki bayram olduğu için kızmazdı anneler.

        Erkek çocukları, babalarıyla camiye koşardı bayram akşamı. Kimileri bilmeden oturup kalkardı defalarca Kimileri de babalarını taklit ederdi. Olur ya öksürürse baba, çocukta öksürürdü. Öksürüğü de namazın bir parçası zannederdi masum yavrular. Ne güzeldi saf, temiz ve masum duygular içerisinde büyümek.

        O gece sabırsızlıkla beklenirdi sabahlar. Nihayet salalar yükselirdi caminin minaresinden. Gaz lambaları titrerdi her evin penceresinde. Abdestini alan herkes yeni elbiselerini giyerek koşardı camiye. Ön safları kimseye kaptırmazdı şekerleme yapan ak sakallı yaşlı amcalar. İmam Efendi’nin “cemaat, abdestini tazelemek isteyenler tazelesin. Birazdan namaza duracağız” diyerek yaptığı uyarı bile kar etmezdi onlara. Yaşlıların hemen arkasındaki saflarda, babalarıyla oturan çocukların heyecanına tanık olmak ne güzeldi.   İmam, cemaatini yoklardı kim gelmiş, kim gelmemiş diye. Köy yeri, bilinirdi gelmeyenler. Zaman varsa haber verilirdi. Mahrum bırakılmak istenmezdi hiç kimse. Vakit girdiğinde çoğu kişi “haydi hoca” dercesine imamla göz teması kurardı. Kılınırdı sabah namazından sonra iki rekâtlı bayram namazı. Eller semaya açılırdı. Uzun uzun dua edilirdi tekbirlerden sonra. Âmin, âmin sesleri karışırdı biri birine. Bayramlaşmak için sıraya dizilirdi bütün cemaat. Cami avlusuna sığmazdı çoğu kez. Eller öpülür, kucaklaşırdı herkes. Barışırdı varsa küskünler. Biterdi bütün dargınlıklar.

        Eve uğramadan mezarlığa gidilirdi ilk önce. Ziyaret edilirdi bu dünyadan göçüp gidenler. Fatihalar okunurdu türbe başlarında. Duygusal anlar yaşanırdı çoğu zaman. Unutulmazdı kimsesiz mezarlar. Kimileri tutamazdı, akıtırdı göz yaşlarını.

        Evdekiler, kapıda beklerdi eşlerini ve çocuklarını. En çok da ilk kez camiye giden minik yavrular beklenirdi sabırsızlıkla. Annelerine koşan küçük çocuklarla başlardı evdeki bayramlaşma. Herkes bayramlaşırdı biri biriyle.

        Yemekler dağıtılırdı komşulara. Hane halkı hep birlikte kahvaltı yapmanın keyfini çıkarırdı. Hele bir de gurbetteki yakınları gelmişse kalmazdı özlemle, hasret... Mutlu olurdu herkes. Öpülürdü büyüklerin elleri. Sarılırdı biri birine kardeşler. Hasret giderilirdi gurbetten gelenlerle. Küçük kızlar kınalı ellerini gösterirdi babalarına.

        Toplanırdı çocuklar guruplar halinde. Her çocuk sevdiği arkadaşıyla çıkardı şeker toplamaya. Sokak sokak gezilirdi. Çalınırdı açık da olsa kapılar. Bazı evlerde misafir şekeri ile çocuk şekerlerinin yerleri değiştirilirdi cesaretle. Çocuklar en çok da o evleri severdi. Cepler, bayram şekerleriyle dolardı. 

        Gençler, kuşluk vakti inerdi köy meydanına. Arife günü kurulan asırlık çınarlardaki salıncakta sallanırdı sırayla. Kimileri sevdiği kızın gözüne girmek için salı verirdi kendini özgürce ve korkusuzca.

        Büyükler, eşler halinde ilk önce komşularıyla bayramlaşırdı. Sonra yakın akrabalar ve bilmeden zaman içerisinde kırılan kalpler tamir edilirdi. Ardından hastalar, yaşlılar ve kimsesizler ziyaret edilerek hayır duaları alınırdı.

        Bütün kapılar ardına kadar açık kalırdı gün boyu. Kim ne zaman girerse bir kapıdan ayranla tablama ikram edilirdi kendisine. Aç karınlar doyurulurdu. Bayram sürerdi akşama kadar. Ne gam kalırdı ne de keder. İşte böyleydi köylerdeki eski bayramlar.

        Küresel salgının bir an önce bitmesi, hayatın normale dönmesi, insanların huzur ve güven içerisinde yaşaması, bayramların bayram tadında geçmesi dileğiyle. Bayramınızı en kalbi duygularımla kutluyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Kalın sağlıcakla. 

 

Uzm. Öğrt. Aziz ÖZBİLGİÇ

azizozbilgic@gmail.com

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber
   
© Copyright 2015 Adıyaman İlk Haber. Tüm hakları saklıdır.

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber

Sitemiz Adıyaman Faal Gazetecileri Cemiyeti Üyesidir.

© 2015-2020 Profesyonel Tasarım PROTASARIM