www.adiyamanunalturizm.com.tr


ORADA AYRI TERAZİLER KURULMAYACAK


Bu makale 2020-09-14 14:05:52 eklenmiş.
Kazım Çetinkaya

       Dünya hayatının sona ermesinden sonra, hesap gününde  Nebiler Nebisi’nin Kevser havuzundan doya doya su içmeyi ve Resulüllah’ın  Livaül hamd sancağı altında bulunma temennisinde  bulunuruz.
       Muhasebemizi yapalım. Bizi alıp götürseler mahşer yerine, yakışır mıyız Livaül Hamd’in altında durmaya? Yakışır mıyız Kevser havuzunda Resulüllah’ın avucundan su içmeye?
       Kâinatın Efendisi (s.a.s)’nin 14 asır önce  İslam Site Devletinin temellerini atmak üzere doğduğu, büyüdüğü, canından çok sevdiği Mekke’den göz yaşlarıyla ayrılıp gittiği, hicret ettiği Medine yolculuğunu hayal ediniz. Biz de Onunla beraber hicret ederek yakışır mıyız izinden yürümeye? Mescid-i Nebevide, Ashab-ı Güzin’in arasında yakışır mıyız o kutlu havayı ve huzuru teneffüs etmeye?
       Sıddık ünvanıyla, sadakat timsaliyle kürsülerde İlahiyatçıların, müftülerin, vaizlerin; minberlerde, mihraplarda imamların, meydanlarda siyasetçilerin sık sık örnekler verdikleri Hz. Ebubekir’in yanında durursak yabancı kalır mıyız acaba? Uzak durur muyuz Hz. Ömer’in, Osman’ın; Ali’nin saadet kokulu dünyalarına? Nasıl bir netice ortaya çıkar 0nların Müslümanlığı ile bizim Müslümanlığımız tartılıp kıyaslandığında? Çünkü orada onlar için ayrı bizim için ayrı teraziler kurulmayacak!
       Onlarla farkları en aza indirebilmek için ne kadar gayret gösterdik hayatımız boyunca?  Kâinatın Efendisi(s.a.s)’in “yıldızlar gibi” diye vasıflandırdığı ashab-ı kiramdan izler kuşanmak için hangi çabayı gösteriyoruz? Bir ömür boyu hangi yıldızlar parıldadı kalp ve gönüllerimizde?
       Onlara benzesin diye iman hassasiyetimiz. Onlara benzesin diye İlâhî azamet karşısındaki tezellülümüz. Hangi yıldızlar parladı ruh ve vicdanlarımızda? Benziyor mu onlara ahiret endişelerimiz? Benziyor mu onlara haramlar ve helaller karşısındaki hayat titizliğimiz? Benziyor mu onlara fakirler, yoksullar, kimsesizler, aç’lar , ilaçsızlara olan cömertliğimiz?  Benziyor mu onlara günlük hayatımızdaki nezahet ve zerafetimiz? Benziyor mu onlara inanç ve değerlere deruni bağlılığımız? Benziyor mu onlara bütün çıkarlardan uzak, Allah yolundaki fedakârlığımız ve feragatimiz? Benziyor mu onlara tevazu ve mahviyetimiz?
       “En yüksek seviyedeki Allah dostları bile Ashab-ı Kiram’ın seviyesine yetişemez” diyen bizler olduğumuz halde, o sahabeden izler kuşanabilmek için hiç değilse bir emekleme halinde yaşıyor muyuz hayatı ? Resulüllah’a sevdamız onlara benzesin diye çaba gösteriyor muyuz  bize bahşedilen bunca ömür senelerinde? Onlara benzeyelim ki, Resulüllah’ın güzelliğinden bir iz düşsün kişiliğimize.. Onlara benzeyelim ki, açılsın kalplerimiz Resulüllah’ın kalp nuruna, gözlerinin ışığı yansısın gözlerimize, kutlu çağrısı ulaşsın dimağlarımıza.
       Müzeyyin bir kuyum işçisi gibi çalışıyor muyuz kendi hayatımız üzerinde? Kendi gergefinde Mevla’nın huzuruna çıkacak bir kişilik dokumaya çalışıyor muyuz bir nakkaş gibi? Kendi kendini tasfiye eden bir elmas parçası olabiliyor muyuz?
       Her zaman ve her fırsatta dilimize pelesenk ettiğimiz asr-ı saadet insanının hayatını, dünyasını kim ya da kimler yaşayacak? Uzaydakiler mi yaşayacak, yerin altındakiler mi?
       Fitne ve fesadın kaynadığı 20.yüzyılda, insanlık aleminin derin kişilik ve karakter krizi yaşadığı günümüzde sahabenin müstesna şahsiyet kıvamını yeniden dokumalıyız.  Bunu da Kur’an’ı yeniden nazil oluyor gibi derin bir idrak içinde okuyarak anlayarak ve yaşayarak!
       Yüce Yaratan’ın azamet ve kudretini kalplerimizin en ince dokularında hissedip, kulluk şuurunu, kalbin en ince dokularına nakşederek..
       Resulüllah’a tutunmak için, onlarca asır öncesinden uzanan eline sarılarak, ya da onlarca asır öncesine yeniden  uzatmalıyız elimizi. Resulüllah ile buluşma anı haline getirmeliyiz seherlerimizi. Kalplerimizi bağlamalıyız ondan akıp gelen altın silsilenin halkalarına. 20. Yüzyılın eracifinden arınma cehdimizi bir hayat neş’esi halinde yaşamalıyız yeniden.
        Bir hayat disiplini haline getirmeliyiz korku ile ümit arasında yaşamayı. Yüreklerimizde hep mahşer ortamı tedirginliği, ama yine yüreklerimizde hep Allah’ın sonsuz mağfiretinin neşvesini kuşanmalıyız. Yeniden uhuvveti, riya ve gösterişten uzak olarak sahabe kardeşliği seviyesine çıkarma azmini göstermeliyiz. 
       Ferd ferd, sonra aile ve toplum olarak Allah Resulünün terbiye sistemini bir hayat yolculuğu haline getirmeliyiz. Fakir fukara dostu olarak bir hayat tarzı haline getirmeliyiz vermeyi, infak etmeyi, cömertliği. Muhabbetle bakmalıyız Allah düşmanları dışında, Allah’ın yarattığı her şeye, herkese ve her kesime.
        Her taraftan Allah Resulüne çıkan bir yol edinerek, Hz. Ebubekir’den başlayarak her sahabide bir iz arayarak bulmalıyız asr-ı saadetin kutlu devrini. Yüz akıyla çıkmalıyız Yüce Rabbimizin huzuruna. Yüz akı ile sokulmalıyız Habibullah’ın yanına. Ümmeti olabilmek için çabaladığımız bir ömrün sonunda nail olmalıyız onun komşuluğuna. Buluşmalıyız onun kutlu tebessümüyle. O zaman belki nail oluruz umduklarımıza!...
 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber
   
© Copyright 2015 Adıyaman İlk Haber. Tüm hakları saklıdır.

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber

Sitemiz Adıyaman Faal Gazetecileri Cemiyeti Üyesidir.

© 2015-2020 Profesyonel Tasarım PROTASARIM