www.adiyamanunalturizm.com.tr


MİLLET OLABİLMEK!


Bu makale 2020-10-26 10:50:09 eklenmiş.
Doğanay Osman Ulusoy

 

“Geçmişini bilmeyen milletler, diğer milletlerin çıkarlarına alet olurlar!”

Değerli okurlarım, daima tarihimizle ilgili bazı iddialar, söylentiler olmuştur. Hatta bu iddialar hakkında birbirine zıt hikâyeler, romanlar yazılmış, filimler, çevrilmiş, türküler yakılmış, hatta atasözleri uydurulmuştur. Peki, niçin bu sosyal, kültürel kargaşa ortaya çıkıyor? Bu durum çok sesliliğin tabii bir neticesi mi, yoksa hatalı, eksik bilgilerin çıkarttığı sonuç mu? Peki, bu olumsuz çatışmaların toplulukları toplum haline sokan manevi bağlara, millet olma şuuruna ne gibi zararı olabilir? Toplum içinde daha tutarlı, güvenilir, sosyal, kültürel bir yapı oluşturmanın yolu var mı? Bu sebeple bu günkü konumu toplumsal yapı içindeki bazı sosyal, kültürel, aksaklıklara, çelişkilere, çatışmalara ayırmaya bu konuda âcizane fikirlerimi yazmaya karar veridim.

 

Gelecekleri için hedefler belirlemek isteyen toplumlar arzularını, gelecekten beklentilerini bilmek, kendilerini tanımak zorundadırlar. Kendilerini tanıyabilmek için ise geçmişlerini araştırmaları, incelemeleri, yorumlamaları şarttır. Çünkü ancak geçmişlerini araştırarak kendilerini tanıyabilir, böylece toplumun bireyleri her bir tarihi vakıa hakkında, neden, nasıl sorularına cevap verebilirler, kültürel unsurlarının meydana geliş sebeplerini anlayabilirler. Bunun sonucunda aynı maziden gelen hislerden güç alarak olaylar karşısında aynı duyguları paylaşırlar, hayata aynı anlamı yüklerler. Tek yürek olabilir, millet şuuruna sahip olurlar. Ancak millet olabilen toplumlar sevinçlerini ve hüzünlerini paylaşabilir, ortak bir kaygı karşısında bir arada hareket eder, ortak bir hedefe birlikte koşabilirler.

Geçmişleri ile irtibatlarını koparan toplumlarda ise bireyler, neden, nasıl sularına doğru cevaplar veremezler. Bu toplumların bireyleri için geçmiş daima muallâktır. Doğru dürüst bilinmeyen olaylara herkes kendince farklı anlamlar yüklerler. Bu yüzden geçmişteki olaylar bireyler için birleştirici bir unsur olamaz. Olaylar karşısında aynı duyguları hissedemez, hayata aynı anlamı yükleyerek, gelecek için aynı hedefi belirleyemezler. Bu toplumlar hiçbir zaman millet olmanın şuuruna varamazlar. Ortak hedef ve kaygıları olmadığı için ortak sevinçleri ve hüzünleri de olamaz.

Toplum içinde hiçbir değer rastgele ortaya çıkmamıştır. Bu değerler mutlaka geçmişteki yaşam tarzından ve geçmişte yaşanmış olaylar sonucu ortaya çıkmıştır. Toplumsal yapı da bu değerlerin etkisi ile oluşmuştur. Kısacası toplumun değerlerini bilebilmek, toplumu tanıyabilmek için önce toplumun geçmişini araştırmak, incelemek, yorumlamak şarttır.

Geçmişi ile irtibatını koparan toplumlar, geçmişleri hakkında yanlış ve eksik bilgileri olduğu için toplum yapısını tam olarak yorumlayamaz, toplumsal değerlerin sebeplerini yeterince bilemez ve önemini kavrayamaz. Bu yüzden de toplumsal hadiseler doğru olarak açıklanamaz.

Daha kötüsü, başka milletler bu toplumun bu zaaflarını fark ettikçe toplumun geçmişi ile oynarlar. Toplum içinde çıkardıkları şaibeli, dayanaksız yorumları, iddiaları, hükümleri gerçekmiş gibi ortaya atarlar. Geçmişi ile bağlarını koparan toplumlar gündeme gelen herhangi bir iddia, yorum ve hükümler hakkında tutarlı cevap veremezler. Bu şekilde gündeme getirilen iddialara toplum içindeki bireylerin çoğunun tarihi şuuru yetersiz olduğu için bu iddialar, toplum tarafından genel kabul görür. Ne kadar acıdır ki, 12 Eylül 1980 evvelinde biz bunu acı bir şekilde yaşadık!

Üniversite yıllarına kadar ben de birçok dini, sosyal, siyasi yapının toplumumuzun değerlerinden ortaya çıkan tabii bir sistem olarak görüyor, toplum yapısını kendisinden devraldığımız Osmanlı İmparatorluğunun uygulamaları sonucu ortaya çıkmış olduğunu zannediyordum. Tam tersine bu unsurların, değerlerin uzun asırlar süresince devletin güçsüzleşmesi ile gayrimeşru olarak ortaya çıktığını Devletin bu kesimle sürekli mücadele ve çatışma içinde olduğunu ancak Üniversite yıllarında öğrenebildim.

Tarihi olayları inceleyebilmek için en önemli kaynak tabii ki yazılı belgelerdir. Aslında Osmanlı İmparatorluğu döneminde kayıt tutmak, kayıt altına almak geleneği çok güçlü olarak vardı. Osmanlı en detaylı bilgileri dahi kayıt altına almıştır.

Ben de toplumumuzun tarihi ile ilgili 1575-1610 yılları arasında yaşanmış “Büyük Kaçgun” isimli bir kitap yazmak istedim. Bu çalışmamda önüme çıkan en büyük engel, farklı bir alfabeyle yazılmış Osmanlıca olan geçmişe ait belgeleri inceleme imkânımın bulunmayışıydı. Ne yazık ki bu belgelerin şimdiye kadar çok azı tercüme edilmiştir. Son zamanlarda Osmanlıca eğitimine ehemmiyet verilmesi ve Osmanlıca bilen araştırmacıların çoğalması bu konuda ki en büyük avuntumdur. Osmanlıca bilen araştırmacıların hızla artması ve hatta halk arasında Osmanlıca eğitimi alan kişilerin sayılarının hızla artması, aslında “millet şuurunun” güçlenmesi anlamına gelmektedir.

Millet şuurunun artması ile geçmişimiz hakkında daha tutarlı bilgilere sahip olacağız, her bir tarihi vakıa hakkında, neden, nasıl sorularına cevap verebileceğiz, aynı maziden gelen hislerden güç alarak olaylar karşısında aynı duyguları paylaşıp, hayata aynı anlamı yükleyebileceğiz. Tek yürek olup, ortak sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi paylaşacak, ortak bir kaygı karşısında bir arada hareket edip, ortak bir hedefe daha güçlü olarak birlikte koşabileceğiz. İnşallah!

Doğanay Osman ULUSOY

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber
   
© Copyright 2015 Adıyaman İlk Haber. Tüm hakları saklıdır.

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber

Sitemiz Adıyaman Faal Gazetecileri Cemiyeti Üyesidir.

© 2015-2020 Profesyonel Tasarım PROTASARIM