Eğreti Ata Binmek


Bu makale 2021-01-31 22:59:17 eklenmiş.
Mahmut Öteleş

Sosyal hayatta insanları  dört gruba ayırmak mümkündür: Bir, Kendi imkanlarıyla  başarılı olanlar. iki, başarılıyım deyip geçinenler.  üç, başkalarının başarıları üzerinden geçinenler. Dört, Başkalarının başarılarıyla övünenler. Bunlardan sadece birinci grupta olanlar ancak topluma bir katkı sunar. Diğerleri ise eğreti ata binen  süvari gibi menzili maksuda erişemez; yarı yolda kalır.

Başkasına ait yardım ve yetkiyle iş görenler, bağımsız hareket edemez.

Çalışmadan, üretmeden bilime, sanata maneviyata gereken önem verilmeden  yapılan işlerin iyi bir sonuç vermeyeceği herkesin bilmesi gerekir. Siyasette de kural böyledir. Gerçeklere dayanmayan, hamaset üzerine yapılan siyaset de topluma bir fayda sağlamaz sadece toplumu heyecanlandırır. Tıpkı eğreti ata binmek gibi... İnsana bir değer kazandırmaz. Bir ülkenin kalkınması, mitinglerde slogan atmakla bir lidere körü körüne bağlanmakla olmaz. İyi eğitim almış insan gücüyle ve yüksek ahlaki değerlere sahip insanlarla ancak mümkün olur. Halkı müslüman olan ülkelerin bunu iyi bilmesi gerekir. Kalkınan, gelişen bütün ülkelerin hepsi öze dönüşle işe başlamışlar. Avrupada ortaya çıkan rönesans ve reform  hamlesi de  bir öze dönüş, yeniden doğuş hareketidir. Zaten  Rönesans yeniden doğuş anlamına gelir. Avrupa’nın yeniden  bağımsızlık ve özgürlük ruhuna kavuşmasını bilim ve teknikte sağladığı atılımlar sayesinde olmuştur. İtalya’da başlayan daha sonra bütün Avrupa’yı saran Rönesans hareketi, Antik Yunan ve Latin edebiyatı ile felsefelerinin yeniden keşfi ve hümanist  eğitim ve idealinin ortaya çıkmasıyla kendisini bulmuştur.

Reform ise Hıristiyan din adamlarının ve kilisenin yozlaşmasını durdurmak için alınan tedbirleri içerir. Köhne bir zihniyetin esir aldığı dini yaşantıya, yeniden bir şekil verme, onu yeniden dizayn etme çabaları Avrupa’da yeni ufukların doğmasına yol açmıştır.

Bugünkü müslümanların yaşantısı, ideallerinin çok uzağında. Müslümanların bir uyanışa ihtiyacı var. Eğer müslümanlar, ideallerine kavuşmak istiyorlarsa önce yaşantılarını değiştirmeleri gerekir. İstemek ayrı istenileni yapmak ayrıdır. İnsanoğlu istenileni yani gerekenleri yapmakla ancak hedefine kavuşur. Bir şey yapmadan “komşuda pişer, bize düşer.” mantığıyla işler yürüseydi, iki yüz yıldır, Batılılaşmamızdan bir sonuç çıkardı.

Günümüz Müslümanları ciddî anlamda bir zihin karmaşası yaşıyor. İdealleriyle amelleri çok farklı, birbiriyle örtüşmüyor.

“Müslüman’ın dünyası bu değil, olmamalı. Biz lüks ve tüketim ile sınanıyor ve buna kapılmış gidiyoruz. Bugün için lüks denizinde yüzenler, yarın bu imkanları kaybedince  kendilerini nereye ait görecekler? Dönülmez akşamın son ufkuna dümen kıranlar uyanırlar mı acaba? Bu, çok zor görülüyor. Çünkü çürüyen zihin dünyasını  toparlamak oldukça zor. Ruh dünyasının güzelliklerini kirlilikler doldurmuşsa ondan arınmak öyle kolay olmasa gerek.

Düşmanı dışarıdan aramaya gerek yok. Biz bize yeteriz. Ben  Müslümanım dedikleri halde, Kur’andan başka dil uzatmadıkları ne kaldı? Nerede kaldı ortak değerlerimiz, kardeşliğimiz?

“Eğer bir yerde erişlmez ve hatasız kabul edilen kişiler varsa...Eğer dernek, vakıf, mezhep, meşrep ve tarikat gibi oluşumlar arasında muhabbet ve muavenet yoksa, her grubun ritüelleri “İslam ve Müslüman” kavramlarından daha çok pirim yapıyorsa Doğru bilginin kaynağı şahıslar, rüyalar, hurafeler gibi subjektif şeylerse...Birtakım kitaplar İslam’ın temel kaynaklarından daha çok itibar görüyorsa...Hakikat tekelciliği yapılıyorsa...Akıl, mantık ilkelerine ve ahlak değerlerine aykırı söylem ve davranışlar varsa...Eleştirel düşünce kötüleniyor, sorgusuz sualsız teslimiyet isteniyorsa...Biliniz ki orada İslam’dan başka bir inanç, başka bir anlayış egemendir.” 

Bir Afrika atasözünde şöyle denir:

Afrika'da her sabah bir ceylan uyanır,

En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa öleceğini bilir.

Afrikada her sabah bir aslan uyanır,

En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa aç kalacağını bilir.

Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yoktur. Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin.

Demek ki bu hayat koşusunda, devam edebilmenin tek şartı var; dünden daha iyi ve daha hızlı olabilmektir.

Aslanlar(Müslümanlar) kendi hikayelerini yazmadıkça, avcıların(sömürgecilerin) hikayelerini daha çok dinlemek zorunda kalırlar.

Eğer günübirlik düşünürsek, kişisel menfaatlerimizi toplum menfaatinin önüne koyarsak, sarı öküzleri feda etmekte bir beis görmüyorsak, Sonra bir de bakarız ki efendiyken köle oluvermişiz.Kendi rahatı ve menfaati için davasını ve dostlarını satanlar yarın sıra kendilerine geldiğinde ne savunacakları bir dava ne de kendilerine yardım edecek bir dost bulacaktır. Meşhur bir sözdür:

“Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değiştirenler; hem yolunu kaybeder, hem de dostlarını.” Sözün özü, eğreti ata binen tez iner.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber
   
© Copyright 2015 Adıyaman İlk Haber. Tüm hakları saklıdır.

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber

Sitemiz Adıyaman Faal Gazetecileri Cemiyeti Üyesidir.

© 2015-2021 Profesyonel Tasarım PROTASARIM