Vicdanın Sesi Olmak


Bu makale 2021-03-01 19:00:31 eklenmiş.
Mahmut Öteleş

Vicdan insanın hakkaniyet üzerine hareket etmesini sağlayan bir iç duygudur.

İnsanı insan yapan değerlerin başında gelir. Vicdan kavramının net bir tanımı olmamakla beraber; insanı iyiye, doğruya, merhamete yönelten bir iç duygu  olduğu aşikardır. Vicdan aklın hocasıdır, ona doğru olanı öğretir. Vicdanı kaybolmuş insan, pimi çekilmiş bomba gibidir; her an kendisine ve topluma zarar vermekten başka bir işe yaramaz.

Sosyal hayatta en çok ihtiyaç duyduğumuz vicdan olmasına rağmen, üzerinde en az konuşulan ve eser yazılan ne yazıkki yine vicdan konusudur.

Yanı başında bulunan  insanların acısını,  kendi acısıymış gibi görmeyen, görmezden gelen bir kişiye ne kadar vicdanlı diyebiliriz?

Kalbinde zerre kadar vicdan pırıltısı bulunan bir kimse  haksızlık edemez. İnsan haklarına karşı saygılı olur. Kimseye dillerinden ve renklerinden dolayı ayrım yapmaz. Bütün canlılara karşı merhametli olur. Farklılıkları bir zenginlik olarak görür.  Farklılıkları düşmanlaştırmanın  bir aracı olarak gören bir anlayış topluma huzur verebilir mi? Şiirlerini dilimizde düşürmediğimiz Yunus Emre:

“Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan, halka müderris olsa da hakikatte asidir”. der. Kendisi gibi düşünmeyen ve yaşamayana hayat hakkı tanımayan, insanları dil, din, ırk vb. özelliklerine göre değerlendiren, ayrımcılık yapan kişiler, üst düzeyde bir eğitimci ya da yönetici  bile olsa, Hakk’ın nazarında  birer asidir. Böyle kişilerin adaletinden ve kararlarından doğru sonuçlar çıkabilir mi? Farklılıkları ile barışık olmayan bir toplumun geleceği olamaz. Kendi içindeki farklı renklere tahammül edemeyen, küreselleşen dünya koşulları içinde nasıl yaşayacaktır?

Vicdan en büyük yargıçtır. Vereceğimiz her kararda önce onun sesini dinlemeliyiz. Bize doğru kararlar aldırmayı  sağlayan yegane güç vicdanımızdır. Çünkü vicdan adaletin şaşmayan terazisidir. Bütün erdemlerimizi vicdan üzerine inşa etmeliyiz. Vicdanın sesi, söze anlam kazandırır. Eğer vicdan susarsa söz anlamsızlaşır. Hakikat kaybolur.

Jean J. Rousseau`nun dediği gibi “Allah`ı hatırlamayan vicdan, hakimsiz mahkemeye benzer.”

Özellikle toplumun adalete olan güvenin sarsıldığı bu zamanda mahkemelerimiz kılı kırk yararcasına karar vermeli. Verecekleri her yanlış ve haksız karar vicdanları yaraladığı unutulmamalı. Adaletsizlik bumerang gibidir, bir gün işleyene geri  döner gibi bir huyu vardır. . . 

En büyük yargıç vicdanımızdır. Kanunlar bize ne derse desin bir de vicdanımıza danışmalıyız.

Mаhаtmа Gаndhi; “KаnunIаrа dаyаnаn аdIi mahkemelerden dаhа büyük bir mahkeme vаrdır ki, bu dа her kişinin kendi vicdаnıdır.” Zamanı geldiğinde herkes mutlaka o mahkemede yargılanacaktır.”der. Herkes gideceği yere ne götüreceğini düşünerek ona göre adımını atmalıdır.

Dünyada en çok okunan yazarlardan biri olan ünlü Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov eserlerinin birçoğunda insanlığın kararmamış vicdanına seslenir. İnsanın kendi yaratılışına, yani fıtratına uygun davranması gerektiğine vurgu yapar. Dünyadaki bütün varlıkların vicdanlarına seslenir.  Toprağın ve bir annenin vicdanını konu alan “Toprak Ana” adlı eserinde, erkekleri askere alınan köylerde, geride kalanların çektiği sıkıntıları etkileyici bir üslupla anlatır. Bir yandan açlık, sefalet, bir yandan cepheden gelen ölüm haberleri, umutsuz bekleyişler, ayrılıklar ve gözyaşları adeta vicdanları yaralamaktadır.  Toprak Ana tek kelimeyle ve bütün zulmetiyle savaşın acı yüzünü bize yansıtmaktadır. Dişi Kurdun Rüyaları’ndaki Abdias, ve Dağlar Devrildiğinde adlı eserdeki Arsen, Modern çağın henüz kararmamış vicdanıdır. Bu örneklerdeki gibi Aytmatov hemen hemen tüm eserlerinde insanın vicdanına sesleniyor.  Bir bakıma insanlığın vicdan muhasebesini yapmaktadır. Aytmatov’un vicdan kavramı üzerinden vermek istediği mesajı özetlediğimizde, yirminci asrın ünlü düşünürü Heidegger’in bir söyleşide dile getirdiği gibi: Bizi ancak, tek tanrı (Allah) kurtarabilir. Öyleyse yapılacak şey veya tutulacak yol, insanları yeniden doğru yola, Tanrı’nın(Allah’ın) yoluna çekmektir. İnsanların kalbine, vicdanına yeniden Tanrı sevgisi yerleştirilmelidir.” der. İnsanlıktan nasibini almayanlar vicdanın sesini duymaz. Vicdandan uzak olan Allah’tan da uzak olur. Yüreğinde Allah korkusu ve vicdan duygusu olmayanın aç ve yırtıcı bir canavardan farkı yoktur. Haksızlığı kime yapılırsa yapılsın, o haksızlığa karşı sessiz duruyorsak hatta karşı çıkmıyorsak insani değerlerinden biri olan vicdanımızı kaybetmişiz demektir. Müslümanın bir görevi de zulme karşı çıkarak vicdanları uyandırmaktır.

Cenabı Allah, Peygamber Efendimize hitaben:

(Ey Muhammed!) biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. diye buyurur.(Enbiya suresi-107)

Vicdan, Allah’ın  merhamet sıfatını bir tecellisidir. Dolaysıyla vicdan duygusunun  Allah’ın insanlığa bir lütfu olarak görmeliyiz.

Peygamber efendimiz: “Ben alemlere rahmet olarak gönderildim” “ Ben rahmet peygamberiyim.” diyerek vicdan ve merhametin insan hayatında ne kadar önemli olduğunu belirtir. Rahmet, merhamet, vicdan kelimeleri birbirini türevleri olduğu için cümlenin akışına göre biri diğerinin yerine kullanılabiliyor. Vicdan insanın zulme ve zalimlere karşı dirayetli, mazlumlara, güçsüzlere karşı merhametli olmayı gerektirir.

Zulüm kimden gelirse gelsin zulme karşı olmak, mazlum kim olursa olsun onun yanında olmak,  Müslümanın şiarı olmalıdır.

Hz. Peygamber Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak gönderirken aralarında şöyle bir konuşma geçer:

— Sana halledilmek üzere bir mesele getirildiği zaman nasıl hüküm verirsin?

— Allah’ın kitabına göre hüküm veririm.

— Ya aradığını Kur’ân’da bulamazsan?

— O zaman Resulullah’ın sünnetine göre hükmederim.

— Ya Sünnette de o mesele ile ilgili bir hüküm bulamazsan ne yaparsın?

— Ya Resûlallah! Bu durumda aklımla, kendi içtihadımla( vicdanıma danışarak) hükmederim.

Hz. Peygamber (sav) bu cevaba çok sevindi ve ellerini kaldırıp “Resûlullah’ın elçisini Resûlullah’ın razı olduğu şeye muvaffak kılan Allah’a hamdolsun!” diye memnuniyetini ifade etti.

Başka bir hadislerinde ise:

“Fetva verenler sana fetva verseler de sen yine kalbine( vicdanına) danış.” diye buyurur.

Vicdan aklın hocasıdır. Bütün sorunlarımızı Allah ve Resul’un dediklerini kendimize rehber edip, akıl ve vicdan süzgecinden geçirerek çözmek zorundayız. Başka türlüsü hüsran olur. Vicdan susarsa, söz anlamını yitirir.

Yüreği taşlaşmış, her dili döndüğünde ağzında kan damlayan, her daim savaş çığırtkanlığı yapan, kavgacı, ötekileştirici insanların vicdanı  çoktan susmuştur. Onlara  vicdanlarını hatırlatmak gerekir. Vicdanın sesi olmak böyle bir şey olsa gerek. 

Kemal Sayar Hoca Avrupa kıtasında vicdanın uyanışı ancak aydınlama döneminde başladığını belirtir:

“Vicdan kavramı Ortaçağ Avrupa'sında çok geri planda bırakılmış ancak Rönesans ile tekrar canlanmış ve insan olma kavramında yeniden yer edinmeye başlamıştır. Yazılarına ve hayatına bakıldığında Rousseau'nun her zaman aklın önüne vicdanını koyduğunu ve kendisinin de vicdanı kılavuz edindiğini görürüz. Çünkü ona göre ahlaki sorumluluklarını sürekli erteleyen bir kişide vicdan zarar görmeye başlar. Rousseau'ya paralel düşüncelere sahip olan bir diğer düşünür ise Kant'tır. Kant, dönemine ve daha sonraki yüzyıllara ışık tutacak nitelikte ahlak ve vicdan konularına önem vermiştir. Pratik Aklın Eleştirisi eserinde Kişi yasalara aykırı bir davranış yaptığında ne tür bir gerekçe bulursa bulsun susturamadığı içsel bir davacı vardır. Kendini aklamak için yaptığı tüm uğraşlara rağmen sesini susturamadığı bu şaşırtıcı yetinin yargılamalarından insan kaçamamaktadır. Olmuş bitmiş bir eylemde insana sürekli pişmanlık duygusu yaşatan bu yeti vicdandır.” der.

Yazdığı denemeleriyle ün yapmış Montaigne’e  ise Vicdan kendimizi keşfetmemize neden olduğunu söyler.

Eğer vicdan sahibiysek biz varız, bütün yüzler bize dönük olur. Eğer vicdan sahibi değilsek biz yok hükmündeyiz. Her şey bize düşman olur. En başta vicdanımız bize düşman olur.

Yapılan her haksızlığın, işlenen her cinayetin altında bir vicdansızlık yatar.

Yüreği bir kelebeğin yüreği  kadar hafif; Yunus gibi yetmiş iki milleti bir tutan, “Biz gelmedik dava için bizim işimiz sevgidir. Biz sevgiyi yaymaya geldik” diyen ve Yunusça düşünen insanlara ihtiyaç vardır.

Hayat, vicdanlı insanlar sayesinde güzelleşir ve yaşanır hale gelir. Vicdan varsa insanlık vardır; vicdan yoksa kimse güvende olamaz; ve orada yıkım başlamış demektir. Eğer bir  karar verdiğinizde partneriniz vicdanınızsa, korkmayın doğru yoldasınız. Yok, eğer vicdan semtinize uğramıyorsa siz sermayeyi kediye yüklemişsiniz demektir. Netice itibarıyla Önemli olan vicdanın sesi olmaktır. Her onurlu insan vicdanın sesini dinler ve ona göre hareket eder.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber
   
© Copyright 2015 Adıyaman İlk Haber. Tüm hakları saklıdır.

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber

Sitemiz Adıyaman Faal Gazetecileri Cemiyeti Üyesidir.

© 2015-2021 Profesyonel Tasarım PROTASARIM