KADININ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ


Bu makale 2021-03-08 14:01:56 eklenmiş.
Kazım Çetinkaya

      İki belirgin ayağı var Kâinatın Efendisi (s.a.s)’in gerçekleştirdiği yürek inkılabının. Bunlardan birincisi: İlâhî, insanî ve vicdanî hiçbir kaide tanımayan vahşi bir kavmi, kısa süre içinde bir “ahlak ve vicdan toplumu” na dönüştürmesidir. Kâinatın Efendisi, bu oluşla bedeviyetten medeniyete geçişi sağlamıştır.

     İkinci olarak, ötekileştirilen, dışlanan, horlanan, aşağılanan, alınıp satılan, hatta diri diri mezara gömülen “kadın” ı bir kimliğe, kişiliğe kavuşturması ve yaşamla uzlaştırmasıdır. Bu iki belirleyici hususu hazmetmesi ve hayatının ekseni yapması gerekir insanlık hassasiyetleri olduğunu dillendiren her birey!..

     Oysa aradan geçen bunca zamandan sonra bizler bu konularda hâlâ bedeviyet dönemini yaşar gibiyiz. Kendimizi geliştiremedik, bir türlü derinleştiremedik en hassas olmamız gereken konularda bile.

     Hiçbir hareketimiz Peygamber (a.s) kokmuyor! Bir birimize hitabımız kaba, en sevdiklerimize bile muamelemiz kaba ve haşin. Eşimizden “yedek parça” mız gibi söz ediyoruz biz erkekler. İnancımızın verdiği değer ve peygamberimizin gerçekleştirdiği yürek inkılabı sayesinde kendini bulmuş “ayrı” ve “farklı” bir ” birey”  olduğunu aklımıza bile getirmiyoruz!

          Bizim inancımız ve kültürümüz kadına saygıyı öngörüyor. Oysa kimileri başka kadınlarla konuşurken cömertçe kullandıkları “hanımefendi” kelimesini, kendi eşleri için kullanmak nedense pek akıllarına gelmiyor.

     Erkekle birlikte hayatın vaz geçilmez temelini teşkil eden kadın, “insan” olarak hakkettiği yere İslâmla kavuşmuştur. O kadar ki, ilk insan olarak yaratılan Hz. Âdem, Cennet gibi, her istediğini anında gerçekleştirebildiği bir mekânda bile, kadınsız huzur bulmamış, Yüce Yaratan’dan bir “eş”, bir “arkadaş”, bir “yoldaş” istemiştir. Bu duanın meyvesidir Hz. Havva validemiz…

     Yani hayatın en başında vardır kadın!  Ayrıca İslâm Dini, bir erkek (Peygamber Efendimiz) ve bir kadınla (Hz. Hatice validemiz) başlamıştır; yanlarında bir de çocuk (Hz. Ali Efendimiz) bulunmaktadır.

     Keza, “Baciyan-ı Rûm” tanımlamasıyla yine kadın önderlerden söz edilir, Osmanoğullarının Anadolu’ya gelişlerinde. Milli kültürümüzde ise kadın, “Bazi Ana”, “Bacı Bey”, “Bey Ana” gibi saygın ünvanlarla yad ediliyor, hatta tarih içinde, erkeğiyle birlikte devlet yönetiminde görev alıyor.

     Yani dinî ve millî, hatta Batılı değerlerden hareketle kadın konusuna yaklaşmak, çok farklı yerlere taşımıyor insanı, aşağı yukarı aynı noktaya getiriyor…

     Buna rağmen, “kadın kimliği”, kişiliği”, “varlığı”, “kılığı” gibi konular, insanlar arasında hâlâ sonuçlandırılamamış bir tartışmanın malzemesidir. Kadını yok sayma eğilimi bir toplumda ağır basıyorsa, kadına teferruat muamelesi yapılıyorsa ve bu dine mal ediliyorsa bütünüyle cehalettir. Bu anlayışın kaynağı din değil, kadını diri diri toprağa gömen cahiliye geleneğidir.

     Kâinatın Efendisi’nin inkılab dünyasından geçmiş her insan, Nebi’ler Nebisinin döneminde tanınan hakların bekçisi olmak zorundadır. Geleneklerin din gibi algılanması ve “mutlak doğru” olarak kabul edilmesi maalesef buna izin vermemektedir.

     Bugün Batı dünyasında kadın, cinsel obje gibi görülüp kullanılırken ve 18. 19. Asra kadar  “Kadının ruhu var mı, insan sayılır mı?” tartışmaları yapılırken, İslâm dünyasında huzur içinde yaşamıştır. Horlanmamış, aşağılanmamış, istismar edilmemiştir kadın

     Kadın konusunda Kur’an şöyle buyuruyor:

     “Ben, erkek olsun, kadın olsun (ki hep birbirinizdensiniz) içinizden hiçbir çalışanın çalışmasını zayi etmeyeceğim.(Al-i İmran, 195)

     “Onun varlığının delillerinden (Allah’ın âyetlerinden) biri de kendileriyle kaynaşmanız için size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (Rum, 21)

     Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim: “Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.” (Bakara, 187) beyanıyla da erkek ve kadının insan olarak birbirlerine olan ihtiyaçlarına açık bir şekilde dikkat çekmektedir.

     Kadının alınıp satıldığı, diri diri gömülüp örtüldüğü, mirastan pay alması şöyle dursun, kendisinin bile miras malı gibi değerlendirildiği bir toplumda, Peygamber Efendimizin, kadınlardan ayrıca “bey’at” alması ve bunun Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirtilmesi (Mümtehine, 13) İslâm’da kadının özgür bir insan olduğu vurgulanır.

     Yani kadın için de geçerlidir erkeğe tanınan bütün hak ve özgürlükler. Kadının başta hayat hakkı olmak üzere, mülkiyet ve tasarruf hakkı, kanun önünde eşitlik adaletle muamele görme hakkı, mesken dokunulmazlığı, şeref ve onurun korunması, inanç ve düşünce özgürlüğü, evlenme ve aile kurma hakkı, özel hayatının gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel hakları vardır.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber
   
© Copyright 2015 Adıyaman İlk Haber. Tüm hakları saklıdır.

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber

Sitemiz Adıyaman Faal Gazetecileri Cemiyeti Üyesidir.

© 2015-2021 Profesyonel Tasarım PROTASARIM