Bir Görevden Almanın Ötesinde: Kurumsal İtibar, Adalet ve Emanet Sorumluluğu

Son zamanlarda etrafa biraz dikkatle bakıyorum da… Sanki insanlığın terazisi şaşmış, değerlerin yeri değişmiş, doğrularla yanlışların arasındaki çizgi silinmiş.

Kamu kurumlarının itibarı, yıllar boyunca ortaya konulan hizmetlerin, toplumsal güvenin ve kurumsal hafızanın birikimiyle oluşur. Bu itibarın korunması, yöneticilerin en temel sorumluluklarından biridir.Kamu kurumlarının itibarı, yıllar boyunca ortaya konulan hizmetlerin, toplumsal güvenin ve kurumsal hafızanın birikimiyle oluşur. Bu itibarın korunması, yöneticilerin en temel sorumluluklarından biridir. Yönetim yetkisi, görev değişikliği yapma hakkını içerir; ancak bu hakkın kullanılması, adalet, hakkaniyet, kurumsal basiret ve kamu yararı bakımından da değerlendirilmelidir. Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürlüğü görevinden ayrılan İzanî Turan Hoca’nın yaşadıkları, bu ilkeler çerçevesinde üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir hadisedir. Uzun yıllar müftülük başta olmak üzere çeşitli dinî hizmetlerde bulunmuş, hayatını helal-haram hassasiyeti, kul hakkı ve emanet bilinciyle şekillendirmeye gayret etmiş bir din adamının şahsiyeti, elbette görev yaptığı kurumdan bağımsız olarak da değerlendirilmelidir. Kendisini tanıyanların şahitlik ettiği ahlaki hassasiyetleri ve hizmet anlayışı, hakkında ileri sürülen iddiaların delillerle değerlendirilmesi gereğini ortadan kaldırmadığı gibi, bu iddiaların peşinen doğru kabul edilmesine de izin vermez. İzanî Turan Hoca’nın kamuoyuna yaptığı açıklamada, görevden ayrılma iradesini daha önce yönetime bildirdiğini, gündemdeki fon iddialarıyla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, vakfın söz konusu fonlarla ilişkisinin olmadığını ve bütün işlemlerin denetlenmesine açık olduğunu ifade etmesi önemlidir. Bu açıklamaların ilgili belgelerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Ancak henüz kesinleşmiş bir tespit bulunmadan görev değişikliğinin kamuoyunda bir cezalandırma veya suçluluğun kabulü şeklinde algılanmasına yol açılması da başlı başına bir yönetim meselesidir. Burada asıl eleştirilmesi gereken husus, görev değişikliğinin kendisinden ziyade, bunun zamanlaması, yöntemi ve doğurabileceği kurumsal sonuçlardır. Türkiye Diyanet Vakfı, faaliyetlerini büyük ölçüde milletimizin bağışları, hayırseverlerin fedakârlıkları ve gönüllü destekleriyle sürdüren köklü bir müessesedir. Özellikle yurt dışında eğitim, insani yardım, kurban organizasyonları ve ihtiyaç sahiplerine yönelik hizmetleriyle önemli bir sorumluluk üstlenmektedir. Böyle bir kurumun en kıymetli sermayesi, kendisine duyulan güvendir. Türkiye’nin yakın geçmişinde FETÖ yapılanmasının yol açtığı ağır toplumsal tecrübeler ve çeşitli dinî oluşumlar etrafında yaşanan tartışmalar, dinî kurumlara yönelik güven meselesini daha hassas hâle getirmiştir. Bu şartlarda Diyanet İşleri Başkanlığının ve Türkiye Diyanet Vakfının, herhangi bir şaibe algısının başka kurum ve yapılanmalarla özdeşleştirilmesine fırsat vermeyecek ölçüde dikkatli yönetilmesi gerekirdi. Fon tartışmalarının kamuoyunda yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilen görev değişikliğinin, yeterli ve ikna edici bir kurumsal açıklamayla desteklenmemesi hâlinde, ilgisi bulunmayan iddialarla ilişkilendirilmesi öngörülebilir bir sonuçtur. Böyle bir algının doğmasına meydan verilmesi, hem görevden ayrılan yöneticinin şahsî itibarını hem de kurumun toplumsal güvenilirliğini olumsuz etkileyebilir. Diyanet İşleri Başkanının burada göstermesi gereken yönetim basireti, yalnızca görev değişikliği yapma yetkisinin kullanılmasından ibaret değildir. Yıllarca hizmet etmiş bir yöneticinin hukukunu gözetmek, kurumsal sürekliliği korumak ve kamuoyunda yanlış kanaatlerin oluşmasını önlemek de aynı sorumluluğun parçalarıdır. Bir yöneticinin görevden ayrılması idari bir tasarruf olabilir; fakat o yöneticinin haksız yere zan altında bırakılmasına yol açabilecek şartların dikkate alınmaması, hakkaniyet ve kurumsal yönetim bakımından ciddi bir eksikliktir. İzanî Turan Hoca’nın açıklamasındaki en önemli hususlardan biri, hesap vermekten kaçınmadığını, bütün işlemlerin incelenmesini istediğini ve şahsî menfaat sağlanmadığını açıkça belirtmesidir. Böyle bir durumda yapılması gereken, iddiaları somut deliller üzerinden araştırmak, varsa hukuka aykırılıkları ortaya koymak, yoksa insanların itibarını koruyacak açıklığı sağlamaktır. Kurumların gücü, yöneticilerini her şartta savunmalarından değil, haklı ile haksızı birbirinden ayırabilmelerinden doğar. Adalet, gerektiğinde hesap sormayı gerektirdiği kadar, haksız itham karşısında insanın hukukunu korumayı da gerektirir. Kanaatimce Diyanet İşleri Başkanlığının bu süreçteki yönetim tercihi, özellikle zamanlama ve kamuoyuna yansıma biçimi bakımından ciddi bir hatadır. Daha dikkatli, daha öngörülü , başkanlığın misyonuna yakışacak şekilde kurumsal itibarı gözeten bir yaklaşım benimsenebilirdi. Görev değişikliğinin gerekçeleri ne olursa olsun, yıllarca hizmet etmiş bir insanın şahsiyetinin tartışmaların gölgesinde bırakılmaması gerekirdi. Unutulmamalıdır ki Türkiye Diyanet Vakfına duyulan güvenin zedelenmesi, yalnızca bir yöneticinin veya kurumun meselesi değildir. Bunun muhtemel bedelini, vakfın hizmet ulaştırdığı öğrenciler, ihtiyaç sahipleri ve dünyanın farklı coğrafyalarında yardım bekleyen insanlar da ödeyebilir. Bu sebeple yöneticilerden beklenen, idari yetkilerini kullanırken kararlarının hukukî dayanağı kadar ahlaki sonuçlarını ve toplumsal karşılığını da hesaba katmalarıdır. İzanî Turan Hoca’nın şahsiyetine ve hizmetlerine gösterilmesi gereken saygı, kendisine ayrıcalık tanınması anlamına gelmez. Talep edilen, herkes için geçerli olması gereken adaletin, hakkaniyetin ve insan onuruna saygının korunmasıdır. Zira emanet sorumluluğu, kurumun imkânlarını korumak kadar, o kuruma hizmet etmiş insanların hukukunu ve milletin kuruma duyduğu güveni korumayı da gerektirir. Başkanı bu fevri,haksız, kurumun ahlakına hiç yakışmayan tavrından dolayı kınıyorum. Cafer BURUCU
Benzer Videolar