İnsan Neden Hep Kendisini Sona Bırakır?

Hiç düşündünüz mü, neden kendimizi hep sona bırakıyoruz?

Hiç düşündünüz mü, neden kendimizi hep sona bırakıyoruz? Çocukluğumuzdan itibaren bize öğretilen çok tanıdık bir cümle vardır: “Önce karşındaki.” Önce o mutlu olsun. Önce onun gönlü olsun. Önce o beğensin. Önce onun ihtiyacı karşı­lansın. Biz mi? Biz biraz bekleyebiliriz. Mutsuzsak da çok önemli değildir. Yorulduysak biraz daha dayanabiliriz. Bir şeyi istemiyorsak bile kırmamak için kabul edebiliriz. Çünkü iyi insan olmak çoğu zaman kendinden vermekle eş anlamlı öğretilmiştir bize. Peki, bunun gerçekten iyi insan olmakla ne ilgisi var? Belki de bu sorunun cevabını bugünde değil, geçmişte aramak gerekiyor. Kuşaklar öncesinde… Annelerinin, babalarının, eşlerinin, çocuklarının ve ailelerinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyarak yaşayan insanlarda… Kendinden vazgeçmenin fedakârlık, susmanın olgunluk, dayanmanın güç olarak görüldüğü hayatlarda… Ve belki de yıllarca tekrar edilen bu davranış biçimleri, bir süre sonra bize yalnızca bir öğreti olarak değil, bir miras olarak ulaştı. Öyle güçlü bir miras ki… Zamanla benliğimizin bir parçası oldu. “Ben zaten böyleyim” demeye başladık. Oysa belki de “biz” değildik böyle olan. Bize böyle olmayı öğretmişlerdi. Bugün kendi sınırlarımızı koymaya çalışırken neden suçluluk duyduğumuzu, “hayır” dediğimizde neden kendimizi kötü hissettiğimizi, başkasını düşünmeden kendimiz için bir şey yaptığımızda neden içimizden bir sesin bizi sorguladığını biraz da burada aramak gerekiyor. Çünkü yıllardır başkalarını kendimizden önce koymaya alıştık. Kendimizi seçmek bize bencillik gibi öğretildi. Oysa kendini seçmek bencillik değildir. Kendini seçmek; başkasını yok saymak değil, kendini de yok saymamaktır. Elbette yıllarca “önce karşındaki” diyerek yetiştirilen bir insan için “önce ben” demek kolay değil. Çünkü değiştirmeye çalıştığımız şey yalnızca bir davranış değildir. Bazen yıllardır taşıdığımız bir parçadır. Kimimiz o parçayı terapiyle, farkındalıkla, büyük yüzleşmelerle dönüştürmeye çalışıyor. Kimimiz başarıyor. Kimimiz ise onunla yaşamaya alışıyor. Ama bir yerde hepimizin kendimize şu soruyu sorması gerekiyor: “Ben daha ne kadar kendimi sona bırakacağım?” Çünkü mesele yalnızca bizim hayatımız değil. Biz iyileşmezsek, aynı davranış biçimlerini çocuklarımıza aktarmayacak mıyız? Onlara da “önce herkes, sonra sen” demeyecek miyiz? Onların da kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, sırf başkalarını memnun etmek için kendilerinden vazgeçmesine sebep olmayacak mıyız? Belki de kuşaklar boyunca taşınan bazı mirasların bizde son bulması gerekiyor. Her miras devredilmek zorunda değil. Bazılarını sevgiyle bırakmak gerekir. Çünkü belki de gerçek değişim, kendimizi seçtiğimiz gün başlar. Ve belki bir gün çocuklarımız bize baktığında, “Ben de böyle yaşamalıyım” demek yerine şunu öğrenir: Başkalarını sevebilirsin. Onları düşünebilirsin. Onlar için fedakârlık yapabilirsin. Ama bütün bunları yaparken kendini kaybetmek zorunda değilsin. Çünkü insanın hayatındaki en uzun ilişki, kendisiyle kurduğu ilişkidir. Ve belki de artık kendimize şu cümleyi söylemenin zamanı gelmiştir: “Sıra herkese geldi. Şimdi biraz da sıra bende.” Aycan ACET  
Benzer Videolar