Kulaklarınızı Çınlattırmayın!

Geçenlerde bu sütundan dillendirmiştim; "Ağanın paltosunu tutan çok olur" diye…

Geçenlerde bu sütundan dillendirmiştim; "Ağanın paltosunu tutan çok olur" diye… Birileri üzerine alınmış, yanlış anlamış ya da işine öyle geldiği için garip bir telaşla lüzumsuz serzenişlere, türlü türlü modlara bürünmeye başlamış. Açık ve net söyleyeyim: Umurumda bile değilsiniz! Bunu en iyi yine siz bilirsiniz ama ben bir kez daha tarihe not düşmek adına yineleyeyim: O palto da, o ağa da, o paltoyu tutmak için sıraya girenler de hepsi ama hepsi gelip geçicidir. Bugün oturduğu makamın ağırlığı karşısında mahcubiyetle eğilmesi gerekirken; millete hizmet anlayışını yalnızca "yukarı katlara çıkış yolu" ve kişisel ikbal basamağı olarak görenler var ya... Yarın o çıktıkları yüksek sırçalardan tepetaklak aşağı indiklerinde sakın ola ki şaşırmayın! Çünkü hayatın değişmez felsefesi, şaşmaz terazisi budur: Her çıkışın bir inişi, her şaşaanın hazin bir sonu vardır. Ne hazindir ki; dün ağa dediklerinin bugün nasıl marabaya dönüştüğünü göremeyecek kadar körleşenler, yine o paltoyu tutmayı meslek edinenlerin ta kendisidir. Gözlerini bürüyen menfaat hırsı, altlarındaki zeminin kaydığını fark etmelerine bile izin vermez. İşte geldik, gidiyoruz... Bu fani dünyada arkamızda kalanlara sitem dolu bir selam bırakmadan geçmeyelim: Ağzınızı her açtığınızda arkamızdan konuşacağınız iyi ya da kötü her laf, gün gelip bizimle birlikte o nihai yola arkadaşlık edecektir. Kendinize biraz saygınız varsa, lütfen ama lütfen kulaklarımızı ve kulaklarınızı boş yere çınlattırmayın! Allah aşkına, sormak lazım: "İşiniz düştüğünde değil, sırf fıtratınız gereği, sırf kul olduğunuz için insan olun!" desek... Bugün şu dert küfesine atabileceğimiz kaç adam gibi adam çıkar aramızdan? Üstelik acı olan ne biliyor musunuz? O küfenin dibinin delik olduğunu ancak hedefe varıp elimiz koynumuzda kaldığında anlayacağız. Ama o vakit geldiğinde, derdimizi kime, nasıl anlatacağımızı bilemeyecek kadar geç kalmış olacağız. Sahi, ne ara bu kadar değiştik biz? Ne ara böyle garip bir evrim geçirdik de o samimi, o mert, o eyvallahsız cancağız yüreğimiz ne idüğü belirsiz, kılıktan kılığa giren bir karaktere dönüştü? Menfaatimiz yoksa selamı bile esirger, almaz olduk ya... Ne diyelim, helal olsun bize! Ama unutmayın; ne demiştik o yazımızda? Ceketler düşer, paltolar eskir, ağalar silinir gider. Geride sadece, o menfaat pazarlığına bulaşmadan insan kalabilenlerin şerefli adı kalır. Hani diyorum ki, kulaklarınızı çınlattırmayın bize. Hakan Dikmen Gazeteci Yazar
Benzer Videolar