Musallada Bile Eşit Değiliz Musalla taşında bile eşitliği
Bugün yine bir musalla taşının başındaydım. Ölümün en sade, en çıplak haliyle karşı karşıya… Hani hep söylenir ya “ölüm herkesi eşitler” diye; kusura bakmayın ama öyle bir şey yok. Biz o işi de bozmuşuz.
Musallada Bile Eşit Değiliz Musalla taşında bile eşitliği sağlayamayan bir toplum, hayatta adaleti nasıl kursun?Bugün yine bir musalla taşının başındaydım. Ölümün en sade, en çıplak haliyle karşı karşıya… Hani hep söylenir ya “ölüm herkesi eşitler” diye; kusura bakmayın ama öyle bir şey yok. Biz o işi de bozmuşuz.
Bir tarafta garibin cenazesi vardı. Ortalık sessizdi. İki omuz, üç dua, beş dakika… Ne doğru düzgün gelen var ne de kalan. Sanki adam ölmemiş de hayatın içinden usulca silinmiş. Ne bir kalabalık, ne bir iz… İnsan bakarken içi burkuluyor.
Öte yanda hali vakti yerinde birinin cenazesi… Orası bambaşka bir dünya. Protokol sıraya girmiş, arabalar konvoy olmuş, herkes jilet gibi giyinmiş. Yüzler ciddi ama niyetler karışık. Elbette gerçekten üzülen vardır ama çoğunun derdi başka: “Göründüm mü, fark edildim mi?”
Eskilerin dediği boşuna değil: “Zengin ölür, adı kalır; fakir ölür, yadı bile kalmaz.”
İşin acı tarafı şu; musalla taşı bile artık teraziyi tutamıyor. Ölüm bile taraf olmuş gibi. Garibin cenazesi sessizliğe gömülürken, zenginin cenazesi adeta vitrine dönüyor.
Bir de şu manzara var: Hayattayken selam vermediğin insanlar, cenazede en öne geçme derdinde. Omuz atıyorlar, ama tabuta değil birbirlerine. Sanki sevap kazanılmıyor da makam dağıtılıyor.
Bir fıkra gibi ama aslında gerçek: Adamın biri cenazeye gidiyor, soruyorlar “Merhumu tanır mıydın?” diye. “Yok,” diyor, “ama kalabalık var diye geldim.” Gülüp geçilecek bir şey gibi duruyor ama aslında bizim halimizi özetliyor. Biz artık insana değil, kalabalığa gidiyoruz.
Garibin cenazesinde imamın sesi bile bazen kısık çıkar. Her şey hızlıca biter. Ama zenginin cenazesinde mikrofonlar kurulur, duyurular yapılır, saflar dolar. Sanki bir uğurlama değil de tören düzenleniyor.
Şunu da yaz bir kenara: Paranın gölgesi mezara kadar uzuyormuş meğer.
Açık konuşalım; biz ölüyü bile eşitleyemedik. Hayattayken yaptığımız ayrımı mezara kadar taşıdık. Oysa ölüm ne cebine bakar ne arabana ne de makamına… Ama biz, musalla taşında bile rol kesmeye devam ediyoruz.
Yazık gerçekten. Çünkü bir gün hepimiz o tahtaya uzanacağız. Ama belli ki herkes aynı şekilde uğurlanmayacak.
Hakan Dikmen
Gazeteci Yazar