Hicret, Aşura ve Kerbela
Hicret ve Aşura Müslümanlar için dînî, tarihi ve kültürel açıdan birçok hadisenin yaşandığı bir zaman dilimidir.
Hicret ve Aşura Müslümanlar için dînî, tarihi ve kültürel açıdan birçok hadisenin yaşandığı bir zaman dilimidir. İslam tarihi açısından bir milat ve insanlık açısından büyük manalar ihtiva eder. Hicret’in gerçekleştiği yıl esas alınarak, 1 Muharrem hicri yılbaşı kabul edilmiştir. Aşura ise, Arapça'da "on" anlamına gelen “aşara” sözcüğünden gelmektedir. Aşura tarihte bazı önemli hadiselerin yaşandığı bir günün adıdır: Hz. Âdem’in tövbesinin kabul edildiği, Hz. Nûh’un gemisinin Cûdî dağına aynı gün oturduğu, Hz. Mûsâ ve kavminin, Firavun’un zulmünden kurtulduğu, Hz. Yûnus’un balığın karnından çıkarıldığı, Hz. Süleyman’a mülkün verildiği, Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehid edildiği vb. Aşure ise bir yemek veya tatlı çeşididir. Bu iki kelimenin kökü aynı olsa da farklı anlamlar kazanmıştır. Birbirine karıştırmamak gerekir.
İslam tarihinden günümüze hadisler ve mesajlar taşıyan Hicret, Aşura ve Kerbelâ, dünyanın hangi bölgesinde yaşarsa yaşasın, hangi dinî, kültürel ve mezhebî yapıya mensup olursa olsun, bütün Müslümanlar için önemli ortak noktalar ve duygular ifade etmektedir.
Hicri 61 yılının 10 Muharrem gününde Kerbelâ’da, Sevgili Peygamberimiz (sas)’in, “Onlar benim iki reyhanım. "Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin efendileridir.” diye övdüğü, Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın ciğerparelerinden biri olan Hz. Hüseyin ve çoğu Ehl-i Beyt’ten 70’den fazla insanın şehit edilmesi Muharrem ayını bir hüzün ve mateme dönüştürmüştür.
Bu meşum ve elim olay, Allah’a ve O’nun Rasulü’ne iman eden, yüreğinde Ehl-i Beyt sevgisi olan bütün mü’minleri derinden yaralamış, kalplerimizi incitmiş; o günden bugüne bölgesi, kültürü, mezheb ne olursa olsun bütün Müslümanları derin acılara gark etmiştir. Hz. Hüseyin, bütün mü’minlerin gönlünde taht kurarken, ona ve yakınlarına bu zulmü reva görenler tarih karşısında ve vicdanlarda hep mahkûm ve menhus edilmiştir.
Bugün, Kerbelâ’nın acısını yüreklerinin derinliklerinde yaşayan Müslümanlara düşen en hayati ve tarihi görev, Kerbelâ’yı doğru okumak, doğru anlamak ve ondan dersler çıkarmaktır. Tarihin acılarından yeni acılar üretmek ve yeni menfur hadislerin yaşanmasına vesile olmak asla olmamalıdır.
Kerbelâ, bütün Müslümanların kalplerini birleştirerek tek bir vicdana dönüştürmelidir.
Kerbelâ’nın bize öğrettiği en büyük mesaj fitneye alet olmadan birlik ve beraberlik ruhunu yaşatmaktır. Eğer bu mesajı hayata dönüştürmezsek, İslam coğrafyasında, hüznün ve matemin en acılı hikâyeleri yaşanmaya devam edecektir. Bugün İslam ülkeleri ve beldeleri adeta birer Kerbelâ olmuştur. Her gün gördüğümüz manzara ve aldığımız acı haberler, yaşanan hüzünler yüreklerimizi Kerbelâ’ya çevirmektedir.
“Öyleyse geliniz aynı imanı, acıyı, özlemi taşıyan kalplerimizi birleştirelim. Yüreğimize Hz. Hüseyin’i alalım, gönüllerimizi birbirimize açalım, kollarımızı muhabbetle buluşturalım, Kerbelâ’nın hüznü kalbimizde kalsın, başka hüzün yaşamayalım. Tarihi acılarımızı, dertlerimizi, İslam’ın izzet ve itibarı adına ferasetle, basiretle, sorumluluk ve duyarlılıkla ele alarak, daha iyi bir geleceğin inşasına katkı sunalım.”
Hicret ve Aşura’yı yaddetmek, Kerbela‘yı anmak hamasetle gözyaşı dökerek değil her çeşit istibdat ve dayatmayı reddederek barışı, kardeşliği ve özgür düşünceyi egemen kılarak, gerekli siyasi ve fikri çabayı ortaya koymakla olur.
Mahmut Öteleş
Eğitimci Yazar