7 Ekim 2023 günü sabahın ilk ışıkları, Akdeniz’in kıyısına vururken Gazze ve çevresinde yükselen yalnızca güneş değildi; onlarca yılın ihaneti ve birikmiş öfkesi de vardı. Tarih, kadim topraklar üzerindeki insanlığın kaderini bir kez daha kanla yazmaya hazırlanıyordu. Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim günü sabahı saat 06.30 civarında “Aksa Tufanı” adını verdikleri geniş çaplı bir operasyon başlattı. Hamas bu saldırıyı mescidi Aksa’ya yapılan saldırıları, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki baskıları ve İsrail’in filistinli tutuklulara yaptığı kötü muameleyi gerekçe gösterdiler.
Hamas ayrıca saldırıda sivil hedefleri vurmadıklarını, ölen sivillerin çoğunun İsrail hava saldırıları sonucu hayatını kaybettiklerini ifade ettiler. İsrail ise bu saldırıyı bahane ederek 7 Ekim sabahı Gazze’ye karşı hava saldırısı başlattı üç sene boyunca çoğu çoluk çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere 80.000’e yakın insan hayatını kaybetti.
Filistin topraklarında üç yıldır aralıksız ve gözler önünde süregelen yıkım, yalnızca belli bir coğrafyanın değil, insanlığın ortak vicdanının ve modern medeniyet anlayışının derin bir sınavı hâline geldi. Üçüncü yılı geride kalırken Gazze’de yaşananlar; tarihin tozlu sayfalarında kalmış eski zaman trajedilerini aratmayan, bilakis dijital çağın gözleri önünde ve her saniyesi kaydedilerek sürdürülen sistematik bir felaketin, bir soy kırmın adıdır.
Gazze felaketini geçmişteki vahşetlerden ayıran en sarsıcı nitelik, bilgiye ulaşmanın hiç olmadığı kadar kolay olduğu bir çağda yaşanmasıdır. Ekranlardan anbean süzülen çocuk çığlıkları, moloz yığınları arasına sıkışmış bedenler ve yok edilen yaşam alanları, dünyanın her köşesine anında ulaşıyor. Buna karşın, uluslararası kurumların ve muktedirlerin takındığı çifte standart ile eylemsizlik, bu trajediyi daha da derinleştiriyordu.
Adalet, insan hakları ve evrensel hukuk gibi kavramların, konu Filistinli siviller olduğunda nasıl birer slogandan ibaret kaldığını görmek; insanlığın inşa ettiğini iddia ettiği ahlaki mimarinin ne denli kırılgan olduğunu kanıtlıyor.
Gazze’de yaşananlar yalnızca askeri bir harekât ya da siyasî bir çatışma olarak adlandırılamaz. Ortada duran tablo; okulların, hastanelerin, ibadethanelerin ve altyapının sistemli bir şekilde yok edildiği, insan yaşamının imkânsız hâle getirildiği bir toplumsal ve kültürel kırımdır.
Gazze’de akan kan ve yaşanan vahşet sona ermedikçe; ne küresel barıştan ne de evrensel değerlerden söz etmek mümkündür.
Yaşanan vahşetin en ağır yükünü, şüphesiz oyun çağındaki çocuklar taşıyor. Büyüyemeyen, geleceğe dair hayal kurma imkânı elinden alınan bir neslin varlığı, küresel ölçekte kolektif bir suçluluk duygusu yaratmaktadır.
Bütün bu ağır kuşatmaya, yokluğa ve acıya rağmen Gazze halkının sergilediği kahramanca tutum; toprağına, evine ve yaşama hakkına tutunma iradesinin ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor. Ancak bu metanet, maruz kalınan haksızlığı hafifletmediği gibi, tanık olan herkesin sorumluluğunu daha da artırmaktadır.
Gazze’nin üçüncü yılına giren bu ağır imtihanı, sadece bir mağduriyet hikâyesi değil; aynı zamanda insan onurunun, adaletsizliğe ve gücün kuralsızlığına karşı verdiği tek kişilik bir direniştir.
Bu saatten sonra Gazze için Müslüman ülke liderleri devletler düzeyinde ve dünya kamuoyu İsrail’e karşı kınama mesajlarından sıyrılarak somut yaptırımlara yönelmek zorundadır. İşgalci politikaları besleyen ticari damarların kesilmesi, stratejik iş birliklerinin askıya alınması ve ekonomik yaptırım kartının kararlılıkla kullanılması gerekir.
Gazze bugün artık sadece bir coğrafi mekân değil; insanlığın kendi ahlaki çöküşüyle yüzleştiği devasa bir aynadır. Taşlar susabilir, şehirler haritadan silinebilir; ancak bu zifiri karanlıkta yükselen feryat, dünyadaki bütün iktidarların, güç sahiplerinin ve susarak bu kıyıma ortak olanların vicdanında asla susmayacak trajik bir yankı olarak kalacaktır.
Tarih, yaşanan bu vahşeti yazacağı kadar, bu vahşet karşısında susanları, bahane üretenleri de kaydedecektir. Gazze’de yaşanan yıkım sona ermedikçe ve adalet tecelli etmedikçe; kınamalar, insan hakları söylemleri ve küresel vicdan üzerindeki bu ağır gölge kalkmayacaktır. Tarih, o zifiri karanlıkta haykıran çığlıkları unutmayacağı gibi, o çığlıklara kulağını tıkayanların sessizliğini de affetmeyecektir. Unutulmamalıdır ki tarih; sadece zulmedenleri değil, imkânı varken susanları da kaydedecektir.
Üçüncü yılın sonunda geriye kalan; ne kınama mesajları ne de süslü nutuklardır. Geriye kalan, enkaz ortasında tek başına duran bir çocuğun bakışındaki o ağır sualdir: Bizler ölürken sizler neredeydiniz?
GENEL
4 gün önceASAYİŞ
4 gün önceSPOR
20 gün önceGENEL
11 Ekim 2026GENEL
11 Ekim 2026GENEL
11 Ekim 2026SİYASET
11 Ekim 2026
1
Başkan Aydın: Enerjimizi Adıyaman için harcıyoruz
32181 kez okundu
2
SANKO Üniversitesi kompozisyon yarışması düzenlendi
25506 kez okundu
3
Yeniden Refah’tan dikkat çeken Soylu-Özdağ çağrısı
15000 kez okundu
4
Sivas’ta on binler Doğu Türkistan ve Filistin için ayakta
13344 kez okundu
5
Adıyamanlılar ADVAK’ta Bayramlaşacak
12711 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.