• HABERLER
  • SERVİS 1
  • SERVİS 3
  • FİNANSİF
  • İNTERAKTİF
  • HESAP
  • DİĞER
Güç Elinize Geçtiğinde, Gerçekten Kim Olursunuz?

Güç Elinize Geçtiğinde, Gerçekten Kim Olursunuz?

Bugünlerde öyle haberler duyuyoruz ki insan bir süre sonra haberin kendisinden çok, kendi tepkisine şaşırmaya başlıyor.

ABONE OL
13 Ekim 2026 20:48
Güç Elinize Geçtiğinde, Gerçekten Kim Olursunuz?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugünlerde öyle haberler duyuyoruz ki insan bir süre sonra haberin kendisinden çok, kendi tepkisine şaşırmaya başlıyor.

“Yine mi?”

“Bu da mı oldu?”

“Artık hiçbir şeye şaşırmıyorum…”

İşte belki de en tehlikeli cümle tam olarak bu:

Artık hiçbir şeye şaşırmıyorum.

Çünkü şaşırmak, aslında insanın içinde hâlâ bir sınırın var olduğunu gösterir. “Bu kadarı da olmaz” diyorsak, hâlâ olması gerekenle olan arasındaki farkı görebiliyoruz demektir.

Fakat aynı türden olayları tekrar tekrar gördüğümüzde yalnızca insanlara duyduğumuz güveni kaybetmiyoruz. Bir süre sonra insanın kendisine, kurumlara, makamlara ve hatta iyiliğin kendisine olan inancımız da yara almaya başlıyor.

Bir zamanlar “Bunu kim yapabilir?” diye sorduğumuz şeyler, bugün “Daha ne göreceğiz?” sorusuna dönüşüyor.

Asıl tehlike de burada başlıyor.

Mesele Sadece Para, Makam ve Şöhret Değil

Son dönemde kamuoyuna yansıyan çeşitli soruşturmalarda, siyasetçilerden kamu görevlilerine, sanatçılardan medya dünyasının tanınan isimlerine kadar farklı alanlarda ağır iddialar gündeme geliyor.

Elbette burada önemli bir çizgiyi korumak gerekiyor.

Bir soruşturma, bir iddianame veya kamuoyuna yansıyan bir iddia tek başına suçun kesinleştiği anlamına gelmez. Hukuk, kararını deliller ve yargılama sonucunda verir.

Fakat bütün bu dosyaların bize düşündürdüğü daha büyük bir mesele var.

O da şu:

İnsan eline güç geçtiğinde değişiyor mu, yoksa aslında kim olduğunu daha görünür hâle mi getiriyor?

Bence güç, insanın karakterini sıfırdan oluşturmaz.

Güç, karakterin üzerindeki perdeyi kaldırır.

Çünkü insanın parası yokken paraya mesafeli olması kolaydır.

Makamı yokken adaletten söz etmesi kolaydır.

Kimse onu tanımıyorken mütevazı olması kolaydır.

Elinde yetki yokken “Ben olsam kimseye haksızlık etmem” demek kolaydır.

Asıl sınav, insanın istediği şeye ulaşabilecek imkâna sahip olduğu anda başlar.

Bir telefonla kapıların açıldığı…

Bir imzayla insanların hayatının değişebildiği…

Bir ismin, başkasının yıllarca uğraşarak ulaşamadığı yerlere birkaç dakikada ulaştığı…

Milyonların sizi tanıdığı…

İnsanların size sorgulamadan güvendiği…

İşte insanın gerçek sınavı tam da orada başlar.

Çünkü güç yalnızca size bir şey yapabilme imkânı vermez.

Aynı zamanda çevrenizdeki insanların size karşı davranışlarını da değiştirir.

Makamın etrafında itaat oluşur.

Paranın etrafında çıkar ilişkileri oluşur.

Şöhretin etrafında hayranlık oluşur.

Ve insan, bütün bunların içinde bir süre sonra kendi sesini bile başkalarının sesinden ayırmakta zorlanabilir.

“Nasıl olsa kimse karşıma çıkmaz.”

“Bunu kim sorgulayacak?”

“Benim arkamda kimler var, biliyorlar mı?”

İşte tehlikeli düşünceler böyle başlar.

Güven Bir Kez Kırıldığında Sadece Bir Kişi Kaybetmez

Bence bugün yaşadığımız en büyük meselelerden biri para değil.

Makam değil.

Şöhret değil.

Güven.

Bir yardım kuruluşuna para gönderirken “Acaba gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşacak mı?” diye düşünüyorsak…

Bir kamu görevlisinin kararını gördüğümüzde “Acaba burada başka bir hesap mı var?” diye şüphe ediyorsak…

Bir sanatçının yardım çağrısında önce iyiliği değil, hesabın nasıl denetleneceğini düşünüyorsak…

Bir yatırım fırsatında vaat edilen kazançtan önce “Paramı geri alabilecek miyim?” diye soruyorsak…

Burada yalnızca bireysel bir güven kaybından söz etmiyoruz.

Toplumun ortak zemini çatlıyor demektir.

Çünkü güven, görünmeyen ama hayatın her alanını ayakta tutan bir harçtır.

Güven varsa insanlar birbirine yardım eder.

Güven varsa ticaret yapılır.

Güven varsa kurumlara inanılır.

Güven varsa insanlar ortak bir gelecek kurabileceğine inanır.

Güven yoksa herkes kendi kabuğuna çekilir.

İnsanlar birbirine mesafe koyar.

İyi niyet bile şüpheyle karşılanır.

Ve işin en acı tarafı şudur:

Birilerinin yaptığı yanlışların bedelini, çoğu zaman hiçbir suçu olmayan dürüst insanlar da öder.

Gerçekten yardım etmek isteyen, gerçekten iş yapmak isteyen, gerçekten güvenilir bir insan bile kendisini sürekli kanıtlamak zorunda kalır.

Çünkü güvenin olmadığı yerde temiz olmak yetmez.

Temiz olduğunuzu da sürekli göstermek zorunda kalırsınız.

Asıl Soru: Ben Olsaydım Ne Yapardım?

Belki de bu haberleri okurken yalnızca başkalarını yargılamaktan vazgeçip kendimize de birkaç soru sormamız gerekiyor.

“Bunu nasıl yapabildi?”

sorusunun yanına,

“Benim elime böyle bir güç geçseydi ne yapardım?”

sorusunu koymalıyız.

Kimsenin görmeyeceğini düşündüğüm bir fırsat karşıma çıksaydı sınırım nerede başlardı?

Bana sınırsız yetki verilseydi, kendimi sınırlayabilir miydim?

Para hayatımda hangi noktada ihtiyaç olmaktan çıkıp hırsa dönüşürdü?

Beni seven insanların güvenini kendi çıkarlarım için kullanmaya başlasam bunu fark edebilir miydim?

Bir makam bana aitmiş gibi davranmaya başladığımda beni durduracak bir yanım kalır mıydı?

Çünkü güç yalnızca bakanların, valilerin, yöneticilerin, patronların veya milyonlarca insanın tanıdığı kişilerin meselesi değildir.

Bir anne-babanın çocuğu üzerinde gücü vardır.

Bir öğretmenin öğrencisi üzerinde gücü vardır.

Bir yöneticinin çalışanı üzerinde gücü vardır.

Bir işverenin iş arayan insan üzerinde gücü vardır.

Bir gazetecinin, sanatçının, kanaat önderinin veya sosyal medya fenomeninin kendisine inanan insanlar üzerinde gücü vardır.

Yani güç, hayatın her yerindedir.

Sadece ölçeği değişir.

Ve her güç alanında aynı soru karşımıza çıkar:

İnsan, yapabileceği her şeyi yapmak zorunda mıdır?

Bence ahlakın en önemli sınavlarından biri burada başlar.

Çünkü insanı yalnızca yaptığı şeyler anlatmaz.

Bazen asıl karakterini, yapabileceği hâlde yapmadığı şeyler gösterir.

Kimsenin görmediği yerde doğruyu seçebilmek…

Elinin altında imkân varken başkasının hakkına uzanmamak…

Yetki sende olduğu hâlde o yetkiyi kendin için kullanmamak…

Sana duyulan güveni kişisel kazanca çevirmemek…

İşte karakter biraz da budur.

Bugün bazı haberleri okurken öfkeye kapılmak kolay.

İsimler üzerinden konuşmak kolay.

Rakamları tartışmak kolay.

“Nasıl bu kadar para?”

“Nasıl bu kadar yetki?”

“Nasıl bu kadar insan kandırılabilir?”

demek kolay.

Ama belki de daha zor olan, aynaya bakıp şu soruyu sormaktır:

“Benim sınırım nerede?”

Çünkü insanın içinde iyilik de var, hırs da.

Vicdan da var, çıkar duygusu da.

Merhamet de var, bencillik de.

İnsan, bütün bu ihtimallerin arasında seçim yapan bir varlık.

Bu nedenle dürüstlük, yalnızca “Ben iyi bir insanım” demek değildir.

Dürüstlük, insanın kendi gücünü de denetleyebilmesidir.

Kendi çıkarına rağmen doğru olanı seçebilmesidir.

Kimsenin görmediği yerde kendisine “Hayır” diyebilmesidir.

Ve belki de en önemlisi, sahip olduğu makamı, parayı, itibarı veya sevgiyi kendisine verilmiş sınırsız bir hak olarak görmemesidir.

Çünkü makam geçicidir.

Para değişkendir.

Şöhret unutulur.

Alkış kesilir.

Ama insanın geride bıraktığı güven ya da güvensizlik uzun süre yaşamaya devam eder.

Bu yüzden bugün toplum olarak yalnızca “Kim ne yaptı?” sorusunu sormakla yetinmemeliyiz.

Bir de şunu sormalıyız:

“Elimize güç geçtiğinde biz kim olacağız?”

Çünkü gerçek karakter, insanın güçsüz olduğu günlerde değil; gücü eline aldığı günlerde daha net görünür.

Ve belki de bir toplumun geleceğini belirleyen en önemli mesele, insanların ne kadar güç sahibi olduğu değil…

O gücü kullanabilecekleri hâlde kendilerini nerede durdurabildikleridir.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP
300x250r-tüm-haberler-bilesen
300x250r-tüm-haberler-bilesen-2

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.