İslam dünyasında bitmeyen kavga, “Neden geri kaldık, biz nasıl bu hale düştük” sorusudur. Bu soruları aşağı yukarı 200 yıldır kendimize soruyoruz; ancak bir türlü sağlıklı bir cevap bulamıyoruz. Belki de önce soruyu kendimize şöyle sormalıydık: Batı ne yaptı da ilerledi. Biz ne yaptık da ger kaldık? Belki o zaman daha sağlıklı bir netice elde ederdik. Neden geri kaldık deyince hep suçlu arıyoruz ve kendimize göre suçlular buluyor ve gerçeklerden uzaklaşıyoruz.
Batıdaki gelişmelere yeterince kafa yormadık, ya dudak büktük ya da “gavur icadıdır” deyip kulak ardı ettik. Tarih boyunca toplumlar yükselir belli bir süre sonra çeşitli nedenlerle çökerler. İslâm dünyası da bir zamanlar zirveyi görürken bazı yanlış tutum ve davranışlar nedeniyle yerini bilimsel, teknolojik ve ekonomik anlamda ilerleme kaydeden Batı dünyasına bırakmıştır. Hayat döngüseldir, her toplum hak ettiğine kavuşur.
Tekrar neden geri kaldık sorusuna dönecek olursak bu soru kolay gibi görülür, ancak cevaplanması gereken en zor ve karışık sorulardan biridir. Zordur, çünkü geri kalışımızın birden fazla nedeni var. Karışıktır, çünkü soru objektif değil; cevabı kişiden kişiye değişebilir. Bu sorunun elbet de iç ve dış sebepleri vardır.
İslam dünyasının gerilemesini sadece dış faktörlerle istilası ve bazı coğrafi keşifler gibi) açıklamanın yeterli olmadığı bir gerçek. Burada bazı iç faktörlerden örneğin, din ve kültür anlayışında meydana gelen değişmelerden söz etmek mümkündür. Gerilemeyi sadece dış faktörlere bağlamak sorumluluktan kaçmak olacağı için doğru olmaz. Çünkü bir toplumun gerilemesinin nedenlerinin sadece dışsal faktörlerle sınırlandırmak eksik olur, Tek yanlı bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Tarihi gerçeklere baktığımızda iç sebeplerin daha etkili olduğunu görüyoruz. İç sebeplerin birincisi; medreselerde akli bilimler dediğimiz fen bilimlerinin dışlanması ile başlar. Dini hoşgörü ve tolerans yerine taassup ve istibdatın öne çıkması. İkincisi İslam dünyasının, Avrupa’da meydana gelen değişim ve gelişmeleri takip etmedeki başarısızlığı. Üçüncüsü: İçtihat kapısının kapanması gbi…Bunlar İslam dünyasının gerilemesine neden olan önemli iç sebeplerdir. Medreselerde şerh usulu yani eski eserleri tekrarlama ile yetinmeleri, Müslümanların hayatın akışından ve ilerleyişinden kopmasına neden olmuştur. Bu durum, özgür ve rasyonel arayışlar yerine durağan bir din anlayışının benimsemesi ve önceki yaklaşımların taklit edilmesi ile sonuçlanmıştır. Bu atalet hali zihinsel durgunluğa ve mezhep taassubuna yol açmıştır. Taassubun gelişmesi ise İslam düşüncesinin skolastik(mistik) anlayışa evrilmesi ile neticelenmiştir.
Medreselerin bozulmasıyla İslam toplumlarında dünyaya önem vermeyen din anlayışının gelişimi, diğer bir ifade ile yanlış tevekkül ve kaderci anlayışın gelişimi, dinsel zihniyet alanında ciddi bir kırılmaya sebep olmuştur. Diğer bir husus ise, daha önceden var olan dini toleransın yerini, dini taassuba bırakması, gerilemenin önemli iç sebepleridir. Medreselerin zamanın ruhundan tamamıyla kopması, akabinde bilgi üretim merkezleri kan kaybetmiş, analiz ve senteze dayalı rasyonel yaklaşım ve bilimlere ilgi azalmıştır. Özellikle 16. yüzyılın sonlarına doğru pozitif bilimlerin, medreselerin müfredatından çıkarılması ile bilimsel alandaki gerilemeye sebep olmuştur.
Haçlı seferleri, Moğol istilası ve merkezi Asya’dan gelen baskıcı ve yağmacı unsurlar, Avrupa’da ortaya çıkan rönesans ve reform hareketleri, akabinde Avrupa’da ortaya çıkan bilimsel ve teknolojik gelişmeler ve İslam dünyasının bu gelişmere karşı lakayt kalması dış faktörler olarak sayabiliriz.
Peygamber efendimiz “ilim Çinde olsa da alınız” sözü herhalde o dönemde Çin’de arayıp da bulunacak olan ilmin fıkıh, hadis gibi dinî ilimler olmayacağı, hadiste kastedilen ilmin günümüzdeki “bilim” sözcüğü ile aynı manada olduğu açıktır. Neden geri kaldık sorusunun en can alıcı cevabını daha 11. yüzyılda yaşamış ünlü düşünür Râgıb el-Isfahânî’den dinleyelim: “Allah’ın insanlara gönderdiği iki elçisi var; biri içimizdeki elçi olan akıl, ikincisi dışımızdaki elçi olan peygamberdir. içimizdeki elçiyi(aklı) kullanmadıkça dışımızdaki elçiden (Peygamber’den) onun getirdiği öğretiden tam yararlanmak mümkün değildir.”
İslam dünyasının geri kalmışlığını İslam dini ile ilişkilendirmek doğru bir yaklaşım değildir. Akıl, bilim ve din birbirine mani değil, tam tersi birbirine muavindir. Güneşe gözünü kapayan karanlıkta kalacağı kaçınılmazdır. Kurumsal yapılarının esnekliğini kaybetmesi iktidar ve medrese ittifakı özgür düşüncenin önünün tıkanmasına sebep olmuştur. Avrupa’da gerçekleşen zihniyet dönüşümü ve sanayi devriminin ıskalanması gerilemenin başlıca nedenleridir. Neticeyi kelam her toplumun başına gelen musibetler kendi ihmallarının sonucu olduğunu görüyoruz. Geçmişin hatalarından ders çıkarmadan geleceği inşa etmenin mümkün olmadığını yaşayarak görüyoruz. Kendi zihnini özgürleştirmeyen ve geliştirmeyen bireyler, toplumu bir adım öteye taşıyamazlar. Kendilerini yanlış bir kader anlayışıyla avutup dururlar. İslam dünyası ne zaman hayatın her alanında adalet, ahlak, bilim ve liyakatı esas alır, aklını kullanma cesaretini gösterirse o zaman geri kalmışlığın makus talihini yener.
Mahmut ÖTELEŞ
Eğitimci Yazar
EĞİTİM
11 gün önceGENEL
23 gün önceGENEL
07 Kasım 2026ASAYİŞ
07 Kasım 2026SPOR
07 Kasım 2026GENEL
07 Kasım 2026GENEL
07 Kasım 2026
1
Başkan Aydın: Enerjimizi Adıyaman için harcıyoruz
32241 kez okundu
2
SANKO Üniversitesi kompozisyon yarışması düzenlendi
25574 kez okundu
3
Yeniden Refah’tan dikkat çeken Soylu-Özdağ çağrısı
15058 kez okundu
4
Sivas’ta on binler Doğu Türkistan ve Filistin için ayakta
13378 kez okundu
5
Adıyamanlılar ADVAK’ta Bayramlaşacak
12752 kez okundu