Zil çalacak…
Sizler derslere gireceksiniz bir bir
Zil çalacak, ziller çalacak benim için,
Duyacağım evlerden, kırlardan, denizlerden;
Ta içimden birisi gidecek uça ese…
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim
Zeki Ömer Defne, bu şiirinde halk şiiri ile modern şiir arasında bağlantı kurmayı başaran, ender şairlerimizden biridir. Şiirlerinde sade ve akıcı bir halk dilini kullanmıştır. Öğretmen bir şair olduğundan şiirlerine öğretmenliğin etkisini yansıtmıştır. Yukarıdaki şiirde de bunu görmekteyiz.
Eylül ayı gelip çattığında sokakları kaplayan o tatlı telaş, sadece okul çağındaki çocukların değil, yetişkinlerin de yüreğinde eski, unutulmuş bir sızıyı uyandırır. Serinleyen havalar, kırtasiye vitrinlerini süsleyen renk renk defterlerin o kendine has kokusu ve sabahın erken saatlerinde yollara düşen küçük adımlar… Yeni bir eğitim-öğretim yılının eşiğindeyiz yine. Zil çalacak, kapılar açılacak ve binlerce hayat aynı ritimle yeniden akmaya başlayacak. Ancak Zeki Ömer Defne’nin yukarıdaki o dokunaklı dizelerinde dile getirdiği gibi, o zil sesi herkesin ruhunda farklı bir frekansta yankılayacaktır.
Her yeni ders yılı, içinde taze bir umut ve yenilenme vaadi taşır. Öğrenciler için o ahşap sıralar; keşfedilmeyi bekleyen gizemli dünyalar, ömür boyu sürecek dostlukların temelleri ve geleceğe uzanan ilk hayallerdir. Öğretmenler içinse karatahta karşısına geçip bir insanın ruhuna dokunmanın, bir zihinde ilk meşaleyi yakmanın o Tarif edilemez sorumluluğu ve heyecanıdır. İlk ders zili çaldığında zaman adeta durur; koridorlardaki uğultu yerini sessiz bir dikkat aşamasına bırakır, tebeşir tozları güneş ışığında süzülür ve bilgiden inşa edilen yarınlar adım adım yükselmeye başlar.
Fakat şairin hatırlattığı derin bir hakikat var: O zili artık sınıfların içinde, o ahşap sıralara oturarak karşılayamayacak olanlar da var. Yıllarını eğitime vermiş emekli bir öğretmen, öğrencilik günlerinin masumiyetini geride bırakmış bir yetişkin ya da o sıralardan bir şekilde uzak düşmüş her insan için artık o güneşte ısınan ahşap sıralara oturarak karşılayamayacaktır. Zil sesini duyduğumuz an, “ta içimizden birisi gider uça ese.” Uzakta bir evin penceresinden, bir deniz kenarından ya da sabahın telaşında bir otobüs durağından duyarız o çınlamayı. Bedenimiz artık o sınıflara doğru koşamaz, biliyoruzdur; ama zihnimiz ve kalbimiz, o ilk günün muazzam heyecanından kendisini asla soyutlayamaz.
Esasen zil, sadece bir dersin başladığını ya da bittiğini haber veren sıradan bir metal sesi değildir. İnsanlığın hafızasını, sürekliliğini ve nesilden nesile aktarılan o büyük meşaleyi simgeler. Bizler artık o sıralarda oturup ders dinleyemesek de, bizim yerimizi alan genç zihinlerin heyecanında kendi geçmişimizi ve yarınlarımızı izleriz. Çalınan her zil, geçmişle geleceğin buluştuğu o görünmez köprüyü yeniden kurar.
Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken; zil sesiyle sınıflara doluşacak, merakla gözleri parıldayan tüm öğrencilere zihin açıklığı; o meşaleyi sabırla taşıyan öğretmenlerimize kolaylık ve metanet diliyorum. Sınıfların içinde olamasak da, kalbi hâlâ okul yollarında ve bahçelerinde uça ese koşan, öğrenme tutkusunu hiç kaybetmemiş herkesin yeni eğitim ve öğretim yılını en içten duygularımla kutluyorum.
İyi dersler sevgili çocuklar.
Haber Merkezi
GENEL
14 Eylül 2026GENEL
14 Eylül 2026GENEL
14 Eylül 2026SİYASET
14 Eylül 2026GENEL
14 Eylül 2026GENEL
14 Eylül 2026GENEL
14 Eylül 2026
1
Başkan Aydın: Enerjimizi Adıyaman için harcıyoruz
32114 kez okundu
2
SANKO Üniversitesi kompozisyon yarışması düzenlendi
25431 kez okundu
3
Yeniden Refah’tan dikkat çeken Soylu-Özdağ çağrısı
14931 kez okundu
4
Sivas’ta on binler Doğu Türkistan ve Filistin için ayakta
13301 kez okundu
5
Adıyamanlılar ADVAK’ta Bayramlaşacak
12666 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.