• HABERLER
  • SERVİS 1
  • SERVİS 3
  • FİNANSİF
  • İNTERAKTİF
  • HESAP
  • DİĞER
Şaban Çağıran

Şaban Çağıran

14 Aralık 2024 Cumartesi

“Bir filin izini süren avcı, kuşlara taş atmak için durmaz”

“Bir filin izini süren avcı, kuşlara taş atmak için durmaz”
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Eğer büyük düşler kurup, geleceğin resmini şimdiden çizebiliyorsak, ancak o zaman büyük işler başarabiliriz. Bu nedenle geleceğin hayalini kurmak, ona sınır koymamak gerek. Çünkü hayaller, bugün atacağımız adımların şekillenmesinde büyük rol oynarlar. Büyük hayalini şimdiden kuran biri ile bu hayalini henüz belirlemeyen kişinin yaptıkları, yapacakları tamamen farklı olacaktır. 

Vizyon, işletmenin temel amaçlarını ve değerlerini yansıtır. Vizyon ilham verici, yol gösterici ve biraz da ulaşılması güç bir hayali içermelidir. Net tanımlanmalı, tüm çalışanlara benimsetilmelidir. Vizyon net olmayınca bugünkü yapıyı, stratejiyi ve hedefleri net olarak belirlemek güçtür. Uzun vadeli hedefler, kısa vadede yapılacakların kaynağıdır. Bunu açıklayan Robert Fritz’in çok güzel bir sözü var, “Bir filin izini süren avcı, kuşlara taş atmak için durmaz”. 

 

Paulo Coelho’nun “Beşinci Dağ” adlı romanında okumuştum. Büyüklerin küçüklerden öğreneceği üç önemli şey vardır. Bunlardan birincisi, çocuklar nedensiz yere mutlu olmasını bilirler. İkincisi, her yerde ve her zaman meşgul olacak bir şeyler bulurlar. Üçüncüsü, daima bir amaçları vardır ve bu amaçlarını gerçekleştirmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar.

 

Yetişkinlerin de daima hedefleri var mıdır?

Bunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar mı?

 

Kişilerin olduğu gibi, işletmelerin de her zaman uzun vadeli hedefleri olmalı ve bunun için çok çalışmalılar. Bu hedefler kısa, orta ve uzun vadeli olabilirler. Kabaca, uzun vadeli hedeflere veya hayallere vizyon diyebiliriz. Eğer bir işletme için, temel değerlerine uygun bir vizyon konulmuşsa ve stratejiler de buna göre şekillendirilmiş ise başarı ancak o zaman gelir. Aksi halde elde edilen başarılar geçici olur.

 

VİZYON GERÇEKÇİ Mİ, HEDEFLER VE STRATEJİLER VİZYONA GÖRE Mİ ŞEKİLLENMİŞ?

İşletmelerin internet sayfalarında veya duvarlarında vizyon, misyon ve stratejilerine çoğu kez rastlarız. Ancak belirlenen vizyon gerçekçi bir şekilde hazırlanmış mıdır, hedefler ve stratejiler buna göre şekillenmiş midir? Buna bakmak gerek.

 

Bir lise öğrencisi düşünün. Amacı tıp fakültesine girmekse, bugün yapacağı şeyler üç aşağı beş yukarı bellidir. Özellikle fen derslerine ağırlık vermeli, çok çalışmalı, yüzde birlik dilime girmek için elinden gelen her şeyi yapmalı. Oysa bu öğrencinin böyle bir hedefi olmaz ise, yani gelecek vizyonu net değilse bu kadar sıkı çalışmasına gerek kalmaz. Rutin sorumluluklarının dışında çalışmaz.

 

HAYALLER, ATILACAK ADIMLARIN ŞEKİLLENMESİNDE BÜYÜK ROL OYNAR

Bir kişi eğer 10 yıl, 20 yıl sonrasının vizyonunu oluşturmaz ise hayattan çok şey beklememeli, düz ve standart bir yaşamın onu beklediğini unutmamalıdır. Eğer büyük düşler kurup, geleceğin resmini şimdiden çizebiliyorsak ancak o zaman büyük işler başarabiliriz. Bu nedenle geleceğin hayalini kurmak, ona sınır koymamak gerek. Çünkü hayaller, bugün atacağımız adımların şekillenmesinde büyük rol oynarlar. Büyük hayalini şimdiden kuran biri ile bu hayalini henüz belirlemeyen kişinin yaptıkları, yapacakları tamamen farklı olacaktır.

 

Araçla İstanbul’dan çıkıp Ankara yönüne gidiyorsanız, hedef neresi? Ankara mı, İzmit mi, Adana mı? Hedef bunlardan hangisi ise alınacak tedbirler, yapılacak şeyler ona göre değişecektir. Yani gidilecek hedef, yapılacakları etkilemektedir.

 

GELECEĞİN RESMİ OLAN VİZYON ÖNCEDEN ÇİZİLMELİ

Kişilerde olduğu gibi, işletmelerde de geleceğin resmi olan vizyon önceden çizilmeli ve tüm çalışmalar ona göre yapılmalıdır. Örneğin, 10 yıllık vizyonda ülkede en büyük 5 şirketten biri olunacağı hedefleniyorsa; organizasyon yapısından tutun, insan kaynakları, teknoloji yatırımları, sermaye, ürün çeşitliliği, süreçler hep bu vizyona göre belirlenmelidir. Aksi halde geleceğin resmini oluşturmak imkansızdır.

 

Vizyon çoğu kez patronun ve/veya yöneticilerin aklından geçenlerin dokümanter edilmesinden, formaliteden oluşur. Oysa vizyon çok kapsamlı bir inceleme, araştırma gerektirir. Özellikle arama konferansı şeklinde; işletmenin paydaşları ile birlikte muhtelif bölümlerde, farklı unvanlarda çalışanların da görüşleri alınarak, kapsamlı bir çalışma sonrası oluşturulmalıdır.

 

“BİR FİLİN İZİNİ SÜREN AVCI, KUŞLARA TAŞ ATMAK İÇİN DURMAZ”

Vizyon, işletmenin temel amaçlarını ve değerlerini yansıtır. Vizyon ilham verici, yol gösterici ve biraz da ulaşılması güç bir hayali içermelidir. Net tanımlanmalı, tüm çalışanlara benimsetilmelidir. Vizyon net olmayınca bugünkü yapıyı, stratejiyi ve hedefleri net olarak belirlemek güçtür. Uzun vadeli hedefler, kısa vadede yapılacakların kaynağıdır. Bunu açıklayan Robert Fritz’in çok güzel bir sözü var, “Bir filin izini süren avcı, kuşlara taş atmak için durmaz”.

 

Vizyon genellikle büyüklüğü ifade eder. Bu büyüklük aktif büyüklüğü, çeşitli alanlardaki sıralamalar olabileceği, yeni ürünler, rekabetçi yeni iş modelleri şeklinde de olabilir. Birkaç örnek vermek gerekirse; sektöründe lider olmak, dijital dönüşümün öncüsü olmak, müşteriye ve topluma değer katmak, sürdürülebilirliğe odaklanmak, inovatif ürünler geliştirmek, en güvenilir marka olmak vs. olabilir.

 

Özetle vizyon; geleceğin resmidir, ilham vericidir, işletmenin yönünü/yolunu gösterir.

 

John Keats; iyi düşünülmüş bir vizyon bildirisini, fikirlerin inşa edilmesini sağlayan mimari projelere benzetmiştir.

 

Acaba sizin veya işletmenizin uzun vadeli hayalleri var ve gerçekten bunu gerçekleştirmek için elinizden gelen her şeyi yapıyor musunuz?

 

Yoksa bugünü kurtaralım, yarına bakarız madunda mısınız?

 

Şaban Çağıran
Devamını Oku

Uzaktan çalışmak…

Uzaktan çalışmak…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son dönemlerde giderek “uzaktan çalışma modeli”nde; çalışan bakımından işe gidiş-geliş zaman maliyetinde tasarruf etmenin yanında, daha fazla dinlenebilme, gün içi evde bazı diğer özel işlere zaman ayırabilme, serbest kıyafet, esnek çalışma planı bakımından avantaj olabiliyor. Bu yöntem, iş veren için ofis alanı tasarrufu, yol gideri tasarrufu, yemek tasarrufu yanında, yakın çevrede ikamet etmemesine rağmen yetenekli insanların işe dahil edilebilmesine olanak sağlıyor.

Hibrit (karma) çalışma modelinde ise çalışanlar, haftanın belirli günlerinde uzaktan erişimle, belirli günlerinde iş yerine gelerek çalışıyorlar. Aynı şirkette farklı departmanlar veya kişiler için farklı uygulamalara da gidilebiliyor. Yani çalışan ve işveren için optimize bir çalışma biçimi tercih ediliyor. Bu yöntem sayesinde maliyet ve verimlilik optimizasyonuna ek olarak, yetenekli ve esnek çalışmaya endeksli kişileri kazanma avantajı olabiliyor. Dinamik ve esnek bir çalışma modelidir.

Pandemi döneminde görev yaptığım bankada binlerce kişi çalışıyordu. Pandemiyle birlikte büyük çoğunluğumuz iş yerine gelemez olduk. Zira virüs çok hızlı bulaşıyordu ve bulaşanların büyük çoğunluğu kısa zamanda hayatını kaybediyordu. Hatta o kadar ki ülkece ekranlarda sokak ortasında düşüp hayatını kaybeden insanlara tanıklık ediyorduk. Bunlar gerçek mi, senaryo mu, yoksa film miydi anlayamıyorduk.

Bu yaşananların sonucu olarak, gerek dünya genelinde gerekse ülkemizde adeta borsa endeksi gibi “hayatını kaybeden/virüs bulaşan” insanların oranı anlık olarak izlenmeye başlanmış, adeta televizyonlardan gözümüzü ayıramaz olmuştuk.

Tüm dünyada cirolar azalmaya, iş hacimleri düşmeye başlamış, moraller iyice bozulmuştu. Çözüm uzun sürmedi. Kısa zaman dilimi içinde sadece çalıştığım bankada değil, ülkemizde ve dünyanın dev küresel şirketlerinde binlerce kişi uzaktan erişimle çalışmaya başladı. Toplantılar uzaktan zoom ve-veya Skype üzerinden yapılmaya başlandı. Binlerce çalışanla, milyonlarca müşteriye hizmet verilebildi.

UZAKTAN ÇALIŞABİLENLARI BİR DAHA ASLA İŞYERİNE ÇAĞIRMAMAK GEREKİR

Hiç unutmuyorum, o dönemde işletme sahibi bir arkadaşım beni arayıp, cirolarının önemli ölçüde düştüğünü, geleceğin belirsiz olduğunu belirterek ne yapacağını bilemediğini belirtmişti. 50 kişilik şirketin neredeyse 45’i evden çalışmaya başlamış, ama maliyetler aynen devam ediyordu. Bana ne yapması gerektiğini sorduğunda, ona rızaları olmak kaydıyla uzaktan erişimle çalışabilenleri bir daha asla işyerine çağırmaması gerektiğini, böylece maliyetleri kontrol altında tutarak daha etkin ve verimli çalışabileceğini söyledim. Zira ciro düşüşünü, biraz kardan taviz vererek biraz da maliyet optimizasyonu ile dengelemesi gerekiyordu. Eğer bunu yapmaz ise rakiplerinin bunu yapacağını belirtmiştim.

O gün bugündür arkadaşımın sektöründe çalışmalar ağırlıklı olarak bu şekilde, yani uzaktan erişimle yürütülüyor, işlerde de aksama yaşanmıyor. Zira faaliyet gösterdiği sektörü bu şekilde çalışmaya çok uygundu.

HIZLA YAYILAN VİRÜS MÜYDÜ, DEĞİŞİM-DÖNÜŞÜM TUZAĞI MIYDI?

Pandemi dönemi, kimilerinin belirttiği ve inandığı şekilde insanoğlu tarafından önce laboratuvarda, sonra gerçek hayatta üretilen bir değişim-dönüşüm tuzağı mıydı, yoksa gerçekten yarasadan çıkan ve hızla çevreye yayılan bir virüs müydü bilinmez ama iş dünyasında köklü değişiklikler yarattığı ortada.

Zira pandemiden sonra aradan 3-4 yıl geçmesine rağmen virüs öncesine gerçekten dönüş olmadı. Ülkelerin üretim, tüketim, satışlar ve tedarik zincirleri tümüyle farklılaştı. İşletmeler tarafından çalışanlara iş koluna göre farklı seçenekler sunulmaya başlandı. Bu seçenekler (1); fiilen iş yerinde çalışma, uzaktan çalışma, hibrit/karma çalışma şeklindedir.

UZAKTAN ÇALIŞMANIN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI

Yerinde çalışma seçeneği pandemi öncesinde hepimizin bildiği üzere, belirlenen mesai saatleri içerisinde iş yerine bizzat gelinerek yapılan, iş kanunuyla süresi tanımlı bir çalışma biçimidir. Bu çalışma biçiminde, çalışanlar iş ortamını doyasıya içselleştirerek, sinerjiden, iletişim olanakları ve ast-üst deneyimlerinden üst düzeyde yararlanabiliyor, hızlı kararlar alabiliyor, ofis araç/gereçlerini rahatlıkla ve maliyetsiz olarak kullanabiliyor. Ancak bu yöntem; çalışanın eve gidiş ve gelişi ile ilgili yolda geçen zaman başta olmak üzere, gün içinde işte bulunma ve mesai saatlerine bağlı olma zorunluluğu sağlamakta, çalışan için sıkıcı olabiliyor; işveren için ise kira maliyeti başta olmak üzere, elektrik, su vb. maliyeti yüksek oluyor.

Uzaktan çalışma modelinde; çalışan bakımından işe gidiş-geliş zaman maliyetinde tasarruf etmenin yanında, daha fazla dinlenebilme, gün içi evde bazı diğer özel işlere zaman ayırabilme, serbest kıyafet, esnek çalışma planı bakımından avantaj olabiliyor. Bu yöntem, iş veren için ofis alanı tasarrufu, yol gideri tasarrufu, yemek tasarrufu yanında, yakın çevrede ikamet etmemesine rağmen yetenekli insanların işe dahil edilebilmesine olanak sağlıyor. Dezavantajları ise teknolojiye aşırı bağımlılık, iletişimi sınırlı asosyal bir iş hayatı, daha yavaş karar süreci, yönetici ve ast üst deneyimlerinden yararlanamama gibi durumlardır.

HİBRİT ÇALIŞMA MODELİ, DİNAMİK VE ESNEK BİR ÇALIŞMA MODELİ

Hibrit (karma) çalışma modelinde ise her iki modelin artıları öne çıkartılarak uygulanan bir modeldir. Bu modelde çalışanlar, haftanın belirli günlerinde uzaktan erişimle, belirli günlerinde iş yerine gelerek çalışıyorlar. Aynı şirkette farklı departmanlar veya kişiler için farklı uygulamalara da gidilebiliyor. Yani çalışan ve işveren için optimize bir çalışma biçimi tercih ediliyor. Bu yöntem sayesinde maliyet ve verimlilik optimizasyonuna ek olarak, yetenekli ve esnek çalışmaya endeksli kişileri kazanma avantajı olabiliyor. Dinamik ve esnek bir çalışma modelidir.

Çalışma modelleri; işletmenin konusu, içinde bulunan sektörün ihtiyaç ve beklentileri, teknolojik imkanlar, çalışan ve müşterilerin ihtiyaç ve beklentileri ile kurum kültürüne bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Çalışma modelleri baştan belirli bir yaklaşıma göre kurgulanabileceği gibi sonradan da değiştirilebilir, geliştirilebilir.

Devamını Oku

26. EĞİTİM BAYRAMINDA BESNİ AYAĞA KALKTI

26. EĞİTİM BAYRAMINDA BESNİ AYAĞA KALKTI
1

BEĞENDİM

ABONE OL

“Geleceğin güvencesi sağlam temellere dayalı bir eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır.” Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözleri Adıyaman’ın Besni ilçesi için Ulu Önder’inden kalan dev bir miras oldu. Bizler Besnililer olarak mirasımıza sahip çıkmak için tam 26 yıldır eğitimi “bayram” olarak kutluyoruz.

Besni Eğitim Bayramımız bu yıl 27-29 Ekim tarihlerinde gerçekleşti. Bayram; 1997 yılında Besni’deki eğitim seviyesinin yükselmesine katkı sunmak amacıyla kurulan Besni Eğitim Vakfı’mızın koordinatörlüğünde, Besni Kaymakamlığı, Besni Belediyesi ve Mehmet Erdemoğlu Vakfı’nın değerli katkılarıyla 26. kez düzenlendi. Her yıl katlanarak artan öğrenme ve öğretme heyecanımız geçen yıl Mehmet Erdemoğlu Vakfı’nın yolculuğumuza bizatihi dahil olmasıyla bu yıl adeta zirve yaptı. Bayram boyunca küçük büyük her yaştan insanımızın eğitime olan ilgisi bizlere ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu bir kez daha hatırlattı. Çeyrek asırdır devam eden eğitim bayramımızın diğer il ve ilçelere örnek teşkil etmesi ve Besni’den yaktığımız bu meşalenin tüm Türkiye’yi aydınlatması temennimizi bir adım daha ileriye taşıdığımıza inanıyorum. Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in bayramımıza teşrifleriyle sadece bölgemizin değil, tüm Türkiye’nin Besni Eğitim Bayramı’na kulak kesildiğine tanıklık ettik. Özellikle Sayın Bakan’ın “Bu bayram Türkiye’ye örnek olmalı” mesajı, ülkemizde ve dünyada tek olan eğitim bayramımızın ilerleyen zamanda 81 ilimize yayılacağına dair inanç ve umutlarımızı arttırdı.

Besni Eğitim Bayramı’nda neler yaptığımıza geçmeden önce bayramımıza adını veren “eğitim” kavramına biraz değinmek gerek. Eğitim; bireylerin sadece bilgi edinmesi değil, aynı zamanda düşünme, sorgulama ve öğrenilenlerin hayata geçirilerek topluma faydalı bireyler olarak yetişmeleri için hayati bir süreçtir. Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte eğitime verilen önem, ülkemizin kalkınmasında ve demokratikleşmesinde belirleyici bir rol oynamıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “En büyük başarım” dediği eğitim reformları, sadece okulların inşasıyla değil, aynı zamanda eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasıyla da anlam kazanmıştır. Bugün, eğitim anlayışımızın sınırları sadece dört duvarla sınırlı değildir; hayatın her alanında, her an öğrenme fırsatlarıyla doludur. Ailede, iş dünyasında, sosyal yaşamda, kısacası her yerde eğitim alır, öğrenir ve öğretiriz. Bu nedenle, eğitimi yaşam boyu süren bir süreç olarak görmek, toplumun geleceği için son derece önemlidir. Eğitime yapılan yatırımlar, sadece bireylerin değil, bir ulusun kaderini de şekillendirir.

Eğitim kavramını tanımladıktan sonra, eğitim bayramımızdaki etkinlikleri anlatmanın daha anlamlı olacağını düşünüyorum. Bu yıl ana temamız “Tarımda Verimlilik ve Kooperatifçilik” idi. Tarımda verimlilik, toplumsal kalkınmanın temel taşlarından birine ışık tutmaktadır. Tarım, sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir geleceğin anahtarıdır. Verimlilik, modern tarım teknikleri ve eğitimle artırılabilir; bu da çiftçilerin daha az kaynakla daha fazla ürün elde etmesine olanak tanır. Eğitimle donanmış çiftçiler, yeni yöntemleri benimseyerek toprağın verimliliğini artırabilir, doğal kaynakları daha etkin kullanabilir ve çevre dostu uygulamalarla tarımsal üretimi sürdürülebilir kılabilir. Tarımda verimlilik, sadece bireysel kazançları değil, aynı zamanda toplumsal refahı da artırır. Bu bağlamda, tarım eğitiminin güçlendirilmesi hem gıda güvenliğimizin sağlanması hem de ekonomik büyüme için kritik bir öneme sahiptir.

Kooperatifçilik ise dayanışma ve iş birliği temelinde kurulan bir model olarak, tarımda verimliliğin artırılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Kooperatifler, çok sayıda çiftçinin bir araya gelerek kaynaklarını, bilgilerini ve güçlerini birleştirmelerini sağlar; bu da maliyetleri düşürür ve pazarlama güçlerini artırır. Eğitimle desteklenen kooperatifçilik anlayışı, üreticilerin modern tarım tekniklerini öğrenmesine ve uygulamasına olanak tanırken, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı pekiştirir. Birlikte hareket eden çiftçiler, sürdürülebilir uygulamalar geliştirerek hem ekonomik kazanç sağlar hem de çevresel sorumluluklarını yerine getirir. Kooperatifçilik, bireysel girişimlerin ötesinde, kolektif bir bilincin oluşmasını teşvik eder ve bu sayede tarım sektöründe yenilikçi çözümler üretilmesine katkıda bulunur. Bu nedenle, eğitim ve kooperatifçilik, birlikte güçlendiğinde, tarımsal üretimimizi daha verimli ve sürdürülebilir kılacak önemli unsurlardır. Bu iki temel konu bayramımızın temelini oluşturdu.

Çalıştaylar, paneller ve söyleşilerle, ülkemizin dört bir yanından gelen, alanında uzman isimler eli, aklı, yüreği toprakta olan herkese eğitimler verdi, olumlu ve olumsuz deneyimlerini paylaştılar. Öğretmen ve öğrencilerimizi de unutmadık. YG akademi iş birliği ile Besni Bilim Şenliği’nde “Rol Model Öğretmenler” ve “Öğretmen Eğitimi” paneli gerçekleştirdik. Bilim sergisinde öğrenciler yaratıcı fikirlerini sergiledi, deneyler yaptı. Pırıl pırıl zihinleriyle ürettikleri projeleri görmek geleceğe dair umudumuzu ve heyecanımızı arttırdı.

Nice Aziz Sancarlar neden Besni’den çıkmasın? Bir eğitimci olarak kültür ve sanatı asla eğitimden bağımsız düşünemem. Bu nedenle, akademik ve bilimsel eğitimlerin yanı sıra birçok etkinlikle bayramımıza renk kattık. Sanatçılarımız; Latif Doğan, Aynur Polat, Burhan Onur, Haydar Öztürk, Özgür Kılınç ve Besni Öğretmen Korosu parçalarını Besnililer için seslendirdi. Hem nostaljik bir yolculuğa çıkararak anılarımıza yeniden hayat verdik hem de depremin izlerini üzerinden atamamış ilçemiz insanına bir nebze de olsa mutluluk vermeye çalıştık. Namıdiğer Mandıra Filozofu Müfit Can Saçıntı, tek kişilik oyunu “İtiraz Ediyorum”u Besnililer için sahneledi. Saçıntı, performansıyla evlilikten, eğitim sistemine, çalışma hayatından reklamlara kadar pek çok konuda düşündürürken güldürdü, güldürürken düşündürdü ve büyük beğeni topladı. Kitap severler yazarlarla buluştu. Gölbaşı Halk Eğitim Merkezi Tiyatro Ekibi Hacivat Karagöz’le çocukları eğlendirdi, düşündürdü. Besni Eğitim Bayramı’na katılan yerli ve yabancı pek çok yazar imza günlerinde okurlarıyla bir araya geldi. Azerbaycanlı ebru sanatçısı Sevinç Aliyeva eserlerini sergiledi, ebru sanatı hakkında bilgiler verdi. Tüm bu etkinliklerimiz 3 bine yakın insanımıza ulaştı.

Bu arada, eğitim bayramı düzenleme komitesi ortağımız Erdemoğlu Ailesinin Adıyaman ve Besni’de yaptıracağı/yaptığı okul, lojman, öğretmen evi, kütüphane ve konferans salonlarına ilişkin 10 adet temel atma töreni ve açılışlarını eğitim bayramına denk getirmesi büyük taktir topladı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, Erdemoğlu ailesinin ülkemize yaptıkları hayırseverlikleri bakanlığın bugüne kadar görmemiş olmasından dolayı eski bakanlar adına özür dilemesi, aile ve Besni için gurur verici idi.

Besni Eğitim Bayramı dolu dolu bir programla sona erdi. Üç günü tek bir cümle ile özetlemek gerekirse “Besni ayağa kalktı” demek mübalağa olmaz. Çalıştaylar, paneller, konserler, bilim şenliği, böcek şenliği, Hacivat-Karagöz oyunu gibi kültür sanat etkinlikleri, ilçenin sosyal hayatını canlandırırken ekonomisine de önemli katkılar sağladı. Yöre halkının geçmişe dair duyguları tazelendi, toplumsal bağları güçlendi.
Bir Besni Eğitim Bayramı’nda daha Besnililer Ata’sının büyük mirasını gelecek nesillere aktararak bir kez daha tarihe not düştü.

Şaban Çağıran

 

Devamını Oku

VERİ KİMDE İSE GÜÇ ONDA…

VERİ KİMDE İSE GÜÇ ONDA…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

*  Acaba teknoloji bu kadar gelişmeseydi, iş süreçleri bugün manuel olarak devam ettirilebilir miydi? Bankalarda ve diğer büyük şirketlerde müşteri sayılarının milyonlarla ifade edildiği günümüzde, bu işlerin teknoloji olmadan yürütülmesi imkânsız olurdu. Bankacılığı örnek olarak düşünebiliriz, ama durum tüm sektörler için geçerli. Orta ölçekli bir perakende şirketinin bile bugün manuel olarak bu süreçleri yürütmesi imkânsızdır.

*  Bugün dünyada veri kimde ise güç ondadır. Daha büyük veriye sahip olan şirketlerin değeri yüksektir. Veri analistliği mesleği, en geçerli ve en çok kazanan mesleklerden birisi haline geldi. Veri analistleri; verileri toplar, gruplandırır, bütünsel ve bazen de en ince detaylarına kadar analiz eder, elde ettiği verileri çeyitmi metodalar kullanarak çözülmesine katkıda bulunurlar. Gençlere önerilebilir bir meslek olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

Banka müfettişliği yaptığım yıllarda bir şubede teftişe başlamadan önce, yöneticilere haber vermeksizin gider kasayı, mevduat kartonlarını, çekleri, senetleri vs. hepsini tek tek sayar, kayıtlarla mutabakatını sağlardık. Bu süreç küçük şubelerde iki-üç günde biter, büyük şubelerde bir haftayı geçerdi. Ancak mevduat şubesi niteliğinde olan ve binlerce müşterisi olan bir şubede 20-25 gün sadece mevduat kartonu mutabakatı yaptığımızı hatırlıyorum. Kalamoza, mizan, muavin kayıtları vs. her şey manuel takip ediliyor, inanılmaz zaman alıyordu.

Düşünüyorum da acaba teknoloji bu kadar gelişmeseydi söz konusu iş süreçleri bugün manuel olarak devam ettirilebilir miydi? Bankalarda ve diğer büyük şirketlerde müşteri sayılarının milyonlarla ifade edildiği günümüzde, sanıyorum ki bu işlerin teknoloji olmadan yürütülmesi imkânsız olurdu.

Bankacılığı örnek olarak düşünebiliriz, ama durum tüm sektörler için geçerli. Orta ölçekli bir perakende şirketinin bile bugün manuel olarak bu süreçleri yürütmesi imkânsızdır. Hele kamu kurumlarının ve milyonlarca müşterisi olan dev şirketlerin kayıtlarını düşünürsek gerçekten işleri çok zor olurdu.

İNSANOĞLU, İHTİYAÇ HASIL OLDUKÇA İNOVATİF ÇALIŞMALAR YAPARAK BUNU ÇÖZÜYOR

Bugün dünya nüfusu 8 milyarı buldu. Demek ki insanoğlu ihtiyaç hasıl oldukça, inovatif çalışmalar yaparak bunu bir şekilde çözüyor. İnovasyonun sürükleyici gücü ise, ağırlıklı olarak teknolojiden geçiyor. Bugün teknolojinin ulaştığı bu seviye olmasa ne uçaklar kalkabilir, ne gemiler ne de diğer araçlar hareket edebilirdi… İnsanlar yığınlar halinde her yerde kuyruklar oluşturur, bir ülkeden bir ülkeye gitmek, bir mağazada alışveriş yapmak bile imkânsız hale gelirdi.

Liberal-kapitalist sistemin gelişmesi ile birlikte, tüketimin artırılmasına dönük ürün çeşitliliği artıyor, ülkeler arasındaki para-emtia-insan geçişkenliği artıyor, bu da teknolojinin yoğun kullanımını gerektiriyor.

Şimdilerde teknoloji sayesinde büyük sayılara ulaşan ürün ve hizmetlerin verileri adım adım ölçülüyor, bu ölçüm sonuçlarından inanılmaz sonuçlar elde ediliyor. Verilerden toplumun tüketim eğilimleri, alışkanlıkları, beğenileri, ihtiyaçları vs. çıkarılıyor, buna binaen gelişim alanları belirleniyor, yatırım kararları alınıyor, pazarlama stratejileri geliştiriliyor.

DÜNYADA VERİ KİMDE İSE, GÜÇ ONDADIR

Bugün dünyada veri kimde ise güç ondadır. Daha büyük veriye sahip olan şirketlerin değeri yüksektir. Her ne kadar bilançolarda gözükmese de iş sonuçlarına yansıyor. Bunun sonucunda veri analistliği mesleği, en geçerli ve en çok kazanan mesleklerden birisi haline geldi.

Veri analistleri; verileri toplar, gruplandırır, bütünsel ve bazen de en ince detaylarına kadar analiz eder, elde ettiği verileri işletmenin amaçları doğrultusunda, çeşitli metodalar kullanarak çözülmesine katkıda bulunurlar.

İŞ ANALİSTİ SÜREÇLERE, VERİ ANALİSTİ İSE VERİLERE ODAKLANIR

Veri analistliği ile iş analistliği genellikle birbirleriyle karıştırılır. İş analisti süreçleri inceler ve bunları iyileştirmek için fırsatlar arar, gereksinimleri yönetir, değişiklikleri uygular. Veri analisti ise bilgi toplar, işler ve analiz eder, kalıpları bulur, hipotezleri formüle/test eder ve raporlar. Özetle; iş analisti süreçlere, veri analisti ise verilere odaklanır. (1)

Veri analistliği her sektörde kullanılabilir. Kamu kuruluşları, bankalar, sigorta şirketleri, telekomünikasyon şirketleri, sağlık sektörü, perakende şirketleri vs. büyük veriye sahip tüm şirketlerde gelirlerin artırılması, giderlerin azaltılması ve optimizasyon çalışmalarında rahatlıkla yararlanılabilir.

GENÇLERE VERİ ANALİSTLİĞİ MESLEĞİNİ ÖNERİYORUZ

Verilerin dili vardır. Bu dili anlayan, yorumlayan ve etkili kullananlar bundan önemli ölçüde yararlanıyor, kendi amaçları doğrultusunda kullanıyorlar. Sadece şirketler değil, siyasi partiler, STK’lar, hatta devletler bile bu konuya önemli yatırımlar yapıyor, kendi lehlerine önemli sonuçlar elde ediyorlar.

Ülkemizde de veri analistliği mesleği yeni yeni fark edilmeye başlandı. Konu ile ilgili üniversitelerde kürsüler kurulmaya, yüksek lisans ve sertifika programları düzenlenmeye başlandı. Gençlere önerilebilir bir meslek olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

*GoIT Global

Şaban Çağıran

Yönetici/Danışman

[email protected]

Devamını Oku

TASARIMDAN SATIŞ SONRASINA…

TASARIMDAN SATIŞ SONRASINA…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

– Bir işletme hangi konuyu odağına alırsa onu gerçekleştirebilir. Kaliteyi hedefleyen kaliteyi, hızı hedefleyen hızı, ulaşılabilirliği hedefleyen ulaşılabilirliği yakalayabilir. Başarı; şirketin vizyon ve misyonuna uygun adımlar atılmasıyla gelir. Şirketin organizasyon yapısından personel alımı ve teknoloji yatırımına kadar atılacak tüm adımlar bu doğrultuda olmalıdır.

Dünya’da en uzun yaşayan işletmelerin ortak noktaları insanı odağına almalarıdır.

Diyelim ki bir mağazaya gittiniz ve çok beğendiğiniz bir ürünü satın aldınız. Eğer bu ürünün bedelini ödemek için kasada 45 dakika beklerseniz, o mağazaya tekrar gitme ihtimaliniz oldukça azalır. Satın aldığınız ürüne olan bağlılığınız yüksek olsa bile aynı mağazayı tercih etmemeye çalışırsınız. Ürünün tasarımından satışına kadar olan sürede süreç mükemmel yönetilse bile, sadece satış operasyonunun müşteri beklentilerinin altında olması, müşteriyi üründen ve/veya mağazadan uzaklaştırır, verilen tüm emeklerin boşa gitmesine neden olur. Bu nedenle; bankalar, sigorta şirketleri, hava yolu şirketleri, satış odaklı çalışan şirketler, müşteriye şu veya bu şekilde dokunan, uçta yer alan personeli eğitir ve bu yolla ürün ya da hizmetin müşteriye teslim noktasını kontrol altında tutmak isterler.

KUSURSUZULUK, KALİTE YOLCULUĞU GİBİ SONSUZ BİR YOLCULUKTUR

Şirketler eğer uzun yaşamak istiyorlarsa; tedarik, üretim, dağıtım, satış ve satış sonrası servis hizmetlerine ilişkin tüm süreçleri mükemmelleştirmek zorundadırlar. Zira, üretilen mal ya da hizmetin kusursuz olması, bunun müşteriye en iyi bir şekilde sunulması ve işletmenin (ya da markanın) bu kusursuzluğu garanti edecek tedbirlere önemli ölçüde zaman ve kaynak ayırması şarttır.

Kusursuzluğu sağlamak o kadar kolay değildir, ama hedeflemek ve bu uğurda çaba sarf etmek mümkündür. Kusursuzluk, kalite yolculuğu gibi sonsuz bir yolculuktur. Kusursuzluğu hedefleyince, bir anlamda vizyon, misyonun bir parçası haline getirince olumlu sonuçlar elde edilmemesi için bir neden yoktur.

BİR İŞLETME HANGİ KONUYU ODAĞINA ALIRSA ONU GERÇEKLEŞTİRİR

Aslında bir işletme hangi konuyu odağına alırsa onu gerçekleştirebilir. Kaliteyi hedefleyen kaliteyi, hızı hedefleyen hızı, ulaşılabilirliği hedefleyen ulaşılabilirliği yakalayabilir. Tamamen işletmenin ne istediğine bağlıdır.

Hangi sektörde faaliyet gösterilirse gösterilsin, başarı; şirketin vizyon ve misyonuna uygun adımlar atılmasıyla gelir. Şirketin organizasyon yapısından tutun da personel alımına, hatta teknoloji yatırımına kadar atılacak tüm adımlar bu doğrultuda olmalıdır.

Dünya’da en uzun yaşayan işletmelere bakıldığında ortak noktalarının insanı (çalışan-müşteri-diğer) odağına almaları olduğu görülür. Yönetim kadrosu başta olmak üzere, tüm çalışanların da bu motivasyonla görev yapmaları sağlanmalı, bunun için başta eğitim olmak üzere, her türlü tedbir alınmalıdır.

MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ, ESAS OLARAK KALİTEYE BAĞLIDIR

İşletmecilikte nihai hedef sürdürülebilir bir yapıda olmaktır. Bu da ancak müşteri memnuniyeti ile mümkündür. Ancak bunu sağlamak o kadar kolay bir şey değildir. Zira ürün/hizmet kalitesi ile bunların süreç ve sonuçlarının kusursuz olması için arka planda yapılması gereken çok fazla sayıda önlemler, yatırımlar, yapılması gerekenler var.

Müşteri memnuniyeti ise esas olarak kaliteye bağlıdır. Kalite, kısa bir sözcük olmasına rağmen oldukça kapsamlıdır. Ürünün uygunluğu, hizmet, hız, ulaşılabilirlik, servis hizmeti, dayanıklılık vs. hep kalitenin unsurlarıdır.

Kalite deyince her müşterinin aradığı/beklediği farklı olabilir. Bir müşteri için ürün ya da hizmetin hızlı servis edilmesi önemli iken, diğer bir müşteri için ergonomi, bir başkası için dayanıklılık ve-veya ulaşılabilirlik, satış sonrası servis hizmeti vs. önemli olabilir. Dolayısıyla işletme, bütün bunları tüm süreçler bazında gözden geçirerek, kaliteyi garanti edebilmelidir.

ÜRETİCİ FİRMALARIN TEDARİKÇİ FİRMALARI DENETLEMELERİ ŞART

Kurumsal firmaların ürün kalitesini garanti altına almak için yaptıkları önemli çalışmalar bulunuyor. Bir ürün bazı durumlarda onlarca, hatta yüzlerce girdiden oluşabiliyor. Dolayısıyla ürünün oluşması için tedarikçilerden alınan hammadde ve-veya yedek parçaların kalitesinin de tesisi gerekiyor. Bunun için üretici firmaların tedarikçi firmalar üzerinde kalite ve süreç denetimleri yapmaları şarttır. Aksi halde kaliteyi sağlamak mümkün olmaz. Aslında işletmenin tüm girdileri kontrollü şartlar altında kabul etmesi gerekir.

Kaynaklar ve girdilerin kontrollü şartlar altında yapılması önemli maliyetler yaratsa da devamlılık için bunu yapmak şarttır. Aksi halde kalitesizlik maliyeti işletmeyi aşağıya çeker.

Şaban Çağıran

Yönetim Danışmanı
cagiran@adıyamanilkhaber..com

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.