• HABERLER
  • SERVİS 1
  • SERVİS 3
  • FİNANSİF
  • İNTERAKTİF
  • HESAP
  • DİĞER
Fahrettin Çelik

Fahrettin Çelik

01 Kasım 2026 Pazar

SAMSATLI LUKİANOS VE DİRİLİŞ ADIMLARI

SAMSATLI LUKİANOS VE DİRİLİŞ ADIMLARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tarih boyunca medeniyetlerin beşiği olmuş Adıyaman, özelde ise Samsat toprakları; adı bugün pek çokları tarafından unutulmuş nice entelektüel devin doğduğu yerdir. Sahabe Safvan bin Muattal, Samsatlı Lukianos, Samsatlı Pavlus, Melik-ül Efdal Ali ve Antiokhos Theos bu coğrafyanın yetiştirdiği değerlerden sadece birkaçı…

Bu yazımızda ele alacağımız Samsatlı Lukianos; felsefenin, ironinin, mizahın ve hicvin erken dönemdeki en cesur kalemlerinden biridir. Bu coğrafyanın bağrından çıkmış evrensel bir değer olmakla birlikte ne yazık ki bugüne kadar yerelde hak ettiği değeri görememiştir.

Başka ülkelerde adına uluslararası çalışmalar yapılırken Adıyaman ölçeğinde ismi bile yeterince bilinmemektedir. Ne yazık ki yüzyıllardır, özellikle bölgemizde, felsefe tarihinde hak ettiği yere konulmamıştır.

MS 2. yüzyılda Samsat’ta (o zamanki adıyla Samosata) doğan Lukianos; dönemin dogmatik düşünce kalıplarını, batıl inançlarını ve sahte bilgeliği akıl almaz bir keskinlikle eleştirmiş bir yazardır. Eserlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmış; tanrıları, filozofları, dönemin ikiyüzlü idarecilerini ve hurafeleri alaya alırken aslında insanlığa akıl ve sorgulama yolunu açmıştır.

İşte tam da bu karanlığı yırtmak adına, köklerimize ve değerlerimize sahip çıkmanın en güzel örneklerinden biri geçtiğimiz günlerde Samsat’ta yaşandı. Hem de öyle böyle değil, tabir yerindeyse gümbür gümbür!

Samsat Belediyesi’nin katkılarıyla Samsatlı Lukianos Felsefe Platformu tarafından organize edilen “Samsatlı Lukianos Felsefe Günleri”, bir anda Adıyaman gündemine oturdu. Aslında son zamanlarda Adıyaman’ın nüfus bakımından en küçük ilçesi olan Samsat, isminin ağırlığı boyutunda büyük işler yapmaya başladı.

Son birkaç ayda ulusal boyutta edebiyat günleri, peşinden uluslararası şiir ve müzik festivalinin bir bölümü ve son olarak yine ulusal düzeyde “Hiciv Filozofu Olarak Samsatlı Lukianos” temasıyla Felsefe Günleri gerçekleştirildi.

Elbette ki bu çalışmalarda onlarca kişinin emeği var. Hepsinin şahsında geminin kaptanı Samsat Belediye Başkanı Sayın Halil Fırat’ı tebrik ediyorum. Yıllardır bu günlerin özlemini çeken bir Samsatlı olarak kendisine yürekten teşekkür ediyorum.

Öyle yerli malı haftasında kola, cips, hamburger ikram edilerek değil; öz kültürümüzle, geleneklerimizle ve eşsiz lezzetlerimizle gerçekleştirildi bu festival. Bütün misafirler tek tek karşılandı, samimi sohbetler edildi; tanışmayanlar tanıştı, kaynaştı.

Kurulan sofralarda yine kendi kültürümüz vardı: Samsat yöresine ait çiğ köfte, sarımsaklı tavuklu pilav, çeşitli hıtaplar ve börekler, tatlılar, top helva, pelok (bulamaç), bayram taplaması, yöresel şerbetler, kaynatılmış bulgur (hedik) ve kuruyemişlerden oluşan zengin geleneksel lezzetler ikram edildi.

Katılımın oldukça yoğun olduğu bu programda dinleyici olarak bile çeşitli üniversitelerden akademisyenlerin yer almasını son derece kıymetli buluyorum. Tabii orada olması gerekirken olmayan bazı isimleri yazmak istemiyorum; onlar neyi kaçırdıklarını kendileri düşünsün artık.

Lukianos’u incelediğimizde, günümüzde Samsat ilçesinde yaşayan hemşerilerimizde de benzer karakteristik özellikleri görmemiz mümkün. Özellikle hiciv, ironi ve itiraz edebilme becerisi konusunda ciddi bir genetik benzerlik olduğunu düşünüyorum. Nitekim programın soru-cevap kısmında espriler adeta havada uçuştu. Kendi kendime, “İşte Lukianos’un torunları, gerçek hemşerileri!” demekten kendimi alamadım.

Şu an toprağın, hatta baraj gölünün altında bulunan bu tarihi ve fikri hazinelerin gün yüzüne çıkarılması; onlara olan vefa borcumuzu ödemenin ötesinde, kuşaktan kuşağa aktarılacak bir aydınlanma ruhunu pekiştirecektir.

Genç nesillerimizin, kendi memleketlerinden dünya çapında bir filozofun çıktığını bilmesi onlara muazzam bir özgüven ve ilham kaynağı olacaktır.

Başta Sahabe Safvan bin Muattal ve Samsatlı Lukianos olmak üzere bu değerler, zamanla Samsat’ı fikirlerin, edebiyatın ve sanatın merkezi haline getirecektir. İnanıyorum ki diplomasi, kültür ve turizmin yönü gelecekte buraya çevrilecektir.
Başkan Halil Fırat ile Samsat Kaymakamı Hasan İnanç Gökçayır başta olmak üzere tüm Samsat bürokrasisi büyük bir vizyon ve cesaret göstererek çok doğru bir başlangıç yapmış, bu kadim toprakların tarihine isimlerini derin bir şekilde kazımışlardır, kutluyorum.

Fahrettin Çelik
Adıyaman 

Devamını Oku

Kâhta ve Kitap

Kâhta ve Kitap
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir şehrin ruhunu anlamak istiyorsanız; sokaklarındaki sohbetlere, insanının kitaba dokunuşuna ve kültürle kurduğu bağa bakmanız yeterlidir. Kâhta, geçtiğimiz günlerde tam on gün boyunca buram buram kitap koktu. İlçenin tüm ihtiyacına cevap verebilecek nitelikte ve kapasitede hazırlanan Kâhta Kitap Günleri, hedeflenenin de ötesinde büyük bir coşku ve katılımla tamamlandı.

On gün boyunca sadece kitaplar değil; fikirler, duygular ve Kâhta’nın edebiyata sevdalı yürekleri aynı çatı altında buluştu.

Organizasyonun büyüklüğünü ve Kâhta halkının kitaba olan susuzluğunu açıklanan resmi rakamlar açıkça ortaya koyuyor:

Fuar alanını dolduran 70 bin insan; yazarlarla, fikir dünyasıyla ve kitaplarla buluştu.

On gün gibi kısa bir sürede 40 bine yakın kitabın satılmış olması, Kâhta’nın okuma oranının ve edebiyat ilgisinin somut bir kanıtıdır.

68 değerli yazar, 75 yayınevi ve 31 kitap satış noktası Kâhtalı okurlarla bir araya geldi.

Fuar alanına taşınan öğrencilere dağıtılan 12 bin 500 adet 200 TL’lik kitap kuponu, gençlerin kitaba erişimini kolaylaştıran en kıymetli adımlardan biri oldu.

Bu ölçekteki devasa organizasyonlar hiç şüphesiz bir ekip işidir. Sahada ve perde arkasında büyük bir özveriyle çalışan bir kadro vardı.

Belediye Başkanı Mehmet Can Hallaç, hemen hemen her gün fuar alanındaydı. Okuyucu ve yazarlarla bir arada oldu, misafir yazarlarla yakından ilgilenerek plaketlerini bizzat takdim etti. Kâhta’yı bölgenin kültür ve edebiyat merkezlerinden biri yapma vizyonunda ne kadar kararlı olduğunu gösterdi.

Başkan Yardımcısı İshak Yıldız, etkinlik boyunca sahadaydı; olası aksaklıklara anında müdahale ederek sürecin kusursuz işlemesini sağladı.

Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü personeli Yusuf Bozan, bir an bile dinlenmeden stantlar arasında koşturarak organizasyonun dinamosu oldu.

İsmini sayamadığımız onlarca personel, Kâhta’nın yüzünü ağartan bu organizasyon için gecesini gündüzüne kattı.

Çay Ocağı Sohbetlerinden Ulusal Edebiyata: Kâhta’nın Kültürel Hafızası

Aslında bu fuarın yakaladığı başarı tesadüf değildir. Kâhta, geçmişten günümüze her zaman okuyan, tartışan ve düşünen bir ilçe olmuştur.

Eski çay ocağı kültürünü hatırlayanlar bilir; o küçük mekânlar adeta birer halk akademisi gibi çalışırdı. İnsanlar bir bardak çayın sıcaklığında güncel, siyasi, ekonomik ve toplumsal konuları tartışır, birbirini bilgilendirirdi. İşte bu güçlü iletişim zemini, zamanla ulusal ölçekte yazarlar, sanatçılar, siyasetçiler ve mütefekkirler yetiştiren derin bir birikime dönüştü.

Onlarca yazar ve şairin kitap neşrettiği Kâhta; bugün edebiyat ve kültür çıtasını birçok il ve ilçenin üzerine çıkarmış durumdadır. Adıyaman genelinde tek olma özelliği taşıyan bu fuar, Kâhta’nın hak ettiği edebi unvanı bir kez daha tescillemiştir.

Umuyorum ve diliyorum ki bu kültürel hamle önümüzdeki yıllarda katlanarak, gelenekselleşerek devam edecektir. Kâhta, kitapla nefes almaya ve yetiştirdiği değerlerle adından söz ettirmeye devam edecektir.

Bu vesileyle, organizasyonda emeği geçen tüm belediye yönetimine ve personeline teşekkür ediyorum. Ayrıca stant alanımıza gelerek bizlerle muhabbet eden, kitap imzalatan ve çayımızı paylaşan bütün gönül dostlarıma sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

İyi ki kitaplar var, iyi ki Kâhta var. Selam ve dua ile…

Fahrettin Çelik

Devamını Oku

MİZAH BUNUN NERESİNDE…

MİZAH BUNUN NERESİNDE…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son yıllarda din, inanç, etnik kimlik ve kültürel değerler, “mizah” adı altında sıkça hedef alınıyor. Hakaret, aşağılamaya dönüşüyor; öfke, sanat kisvesi altında alkış bekliyor. Ardından da aynı cümle kuruluyor: “Bu sadece şakaydı.”

Gerçekten öyle mi?
Yakın tarihten birkaç örneği hatırlayalım.
1990’lı yıllarda Güner Ümit’in sunduğu Turnike, televizyon dünyasının en çok izlenen yarışmalarından biriydi. TRT’den özel kanallara transfer edilen program, Star TV ekranlarında reyting rekorları kırıyor, Güner Ümit de kariyerinin zirvesini yaşıyordu.

Ancak zirvede olmak, insana her istediğini söyleme hakkı vermiyor.
Canlı yayın sırasında, hamile rolündeki hosteslerden birine yöneltilen “Bebek kimden?” sorusuna verilen “Babamdan.” cevabı üzerine Güner Ümit’in “Sen Kızılbaş mısın?” demesi, hafızalara kazınan en büyük gaflardan biri oldu.
Toplum haklı olarak tepki gösterdi. Protestolar düzenlendi, televizyon binası önünde gösteriler yapıldı. Star TV uzun süre boykot edildi. Güner Ümit özür diledi ama bu özür kamuoyunu tatmin etmedi. Kariyeri büyük ölçüde sona erdi ve hakkında hukuki süreç başlatıldı.

Benzer bir olay, iş insanı Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında anlattığı bir sözde fıkra nedeniyle yaşandı.
Koç, Kürt bir kadın hasta üzerinden anlatılan bir fıkrayı paylaştı. Fıkra, özellikle Kürt vatandaşlar tarafından aşağılayıcı bulundu ve yoğun tepki gördü.

Rahmi Koç, amacının kimseyi incitmek olmadığını belirterek özür diledi. Buna rağmen hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “halkın bir kesimini alenen aşağılama” iddiaları kapsamında soruşturma başlatıldı.
Çünkü toplumun belli bir kesimini hedef alan ifadelerin bir karşılığı olduğu düşünülüyordu.

Peki bugün ne değişti?

Komedyen Deniz Göktaş, İstanbul Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelediği ve daha sonra YouTube’da yayımladığı “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisinde dört semavi dinin kutsal kitapları hakkında kullandığı ifadeler nedeniyle ciddi tartışmaların odağına yerleşti.

Kimi bunu mizah olarak değerlendirdi.
Ben ise şu soruyu soruyorum: Mizah bunun tam olarak neresinde?
İnsanların kutsal kabul ettiği değerlere yönelik alaycı ifadeler, yalnızca “şaka” denildiği için eleştiriden muaf mı olmalı?
Beni güldürmeyen, aksine inciten bir söylemi sırf sahnede söylendi diye mizah olarak kabul etmek zorunda mıyım?
İfade özgürlüğü, demokratik toplumların vazgeçilmez değerlerinden biridir.

Ancak ifade özgürlüğü ile hakaret aynı şey değildir.
Sanatçı olmak, komedyen olmak, karikatürist olmak, zengin olmak ya da popüler olmak; hiç kimseye başkalarının inancını, etnik kimliğini, kültürünü veya kutsal değerlerini aşağılamayı meşru kılan bir ayrıcalık vermez.
Elbette hukuki değerlendirmeyi mahkemeler yapacaktır.

Ancak toplumun da kendi vicdanıyla bir değerlendirme yapma hakkı vardır.
Burada asıl dikkat çekmek istediğim nokta ise şudur: Geçmişte Alevilere yönelik bir söz söylendiğinde toplum ayağa kalktı.

Kürtleri hedef alan bir fıkra anlatıldığında haklı olarak büyük tepki gösterildi.
Peki, aynı hassasiyet, hedef alınan kesim Müslümanlar olduğunda neden özellikle bu çevreler buna “mizah” deyip geçiştirmeye çalışıyor?

İlke, kişiye veya gruba göre değişmemelidir.
Hakaret; Alevi’ye yapılınca da yanlıştır, Kürt’e yapılınca da yanlıştır, Müslüman’a yapılınca da yanlıştır. Başka dinlere, inançlara, kültürlere, halklara yapılınca da yanlıştır. Çünkü saygı, kimliğe göre değişen bir değer değildir.
İnsan olmanın, demokratlığın, duyarlılığın ve toplumsal barışın yolu da tam olarak buradan geçmektedir.

Fahrettin Çelik
Gazeteci Yazar

Devamını Oku

TUTDERE’NİN PARTİSİ

TUTDERE’NİN PARTİSİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

CHP’li Adıyaman Belediye Başkanı Av. Abdurrahman Tutdere’nin işinde, gücünde, evinde ya da gündeminde ne var bilmiyoruz. Ancak göreve geldiği günden bu yana insanlar, sanki onun adına yeni bir parti arayışına girmiş durumda.

Bu konuda Sayın Tutdere’nin herhangi bir açıklaması olmadı. Bu yönde bir ima da yapmadı. Buna rağmen, nedense birçok kişi onu CHP’ye yakıştırmıyormuş gibi bir algı oluşturdu.

21 Mayıs 2026’da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultayı hakkında “mutlak butlan” gerekçesiyle verdiği iptal kararına kadar en çok konuşulan iddia, Başkan Tutdere’nin AK Parti’ye katılacağı yönündeydi.

Kimisi “AK Parti’ye geçmek için uğraşıyor.” dedi. Kimisi geçeceği tarihi bile belirleyip sosyal medya hesabında paylaşımlar yaptı. Kimisi ise “Partiye geçmek istedi ancak Cumhurbaşkanı kabul etmedi.” iddiasını ortaya attı.

Varsayımlar, teoriler, tahminler, yorumlar ve yakıştırmalar havada uçuştu. Neredeyse sosyal medya hesabı olan herkes bu konuda bir şeyler yazdı.

“Mutlak butlan” kararının ardından bu kez CHP içindeki dengeler konuşulmaya başlandı. Bir tarafta Özgür Özel’i destekleyenler, diğer tarafta Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyenler…

Bu kez sorunun şekli değişti: Tutdere hangi tarafta?

Kimisi mezhepsel değerlendirmeler yaptı, kimisi geçmişteki yakınlıkları hatırlattı, kimisi ise farklı siyasi hesaplar üzerinden yorumlarda bulundu.

Derken Özgür Özel liderliğinde yeni bir parti kuruldu.

Bu kez de aynı soru farklı bir biçimde sorulmaya başlandı: “Tutdere CHP’de mi kalacak, yoksa Yeni Parti’ye mi geçecek?”

Peki, gerçekten başka işimiz yok mu?

Sayın Tutdere’nin hangi partide olduğu bu kadar önemli mi?

Parti değiştirince gelip Adıyaman’ın yollarındaki çukurları mı dolduracaklar?

İlaçlama yapılsın diye birkaç kutu haşere ilacı mı gönderecekler?

Belediyenin yetiştirdiği maydanozları mı satın alacaklar?

Halk Ekmek 10 TL’ye mi düşecek?

Kaldırım işgalleri mi sona erecek?

Su ücretleri mi düşecek?

Otobüs durakları mı yapılacak?

Adıyaman çöp, toz, topraktan mı kurtulacak?

Parti değiştirmek bizim hangi sorunumuzu çözecek?

Her siyasetçinin bir partisi vardır. Sayın Abdurrahman Tutdere’nin de bir partisi olacaktır. Hangi siyasi partide yer alacağı ise tamamen kendi özgür iradesiyle vereceği bir karardır. İnsanlar neden onun yerine karar vermeye çalışıyor?

Milletvekilliği ve belediye başkanlığı yapmış bir hukukçunun siyasi tercihine ipotek koymak, en azından benim haddime değildir.

Bize düşen, belediye başkanını hangi partiye mensup olduğuna göre değil; Adıyaman’a yaptığı hizmetlere göre değerlendirmektir. Çünkü vatandaşın günlük hayatını kolaylaştıran şey siyasi rozet değil, üretilen hizmettir.

Fahrettin ÇELİK

Devamını Oku

MİZAH BUNUN NERESİNDE?

MİZAH BUNUN NERESİNDE?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son yıllarda din, inanç, etnik kimlik ve kültürel değerler, “mizah” adı altında sıkça hedef alınıyor. Hakaret, aşağılamaya dönüşüyor; öfke, sanat kisvesi altında alkış bekliyor. Ardından da aynı cümle kuruluyor: “Bu sadece şakaydı.”

Gerçekten öyle mi?

Yakın tarihten birkaç örneği hatırlayalım.

1990’lı yıllarda Güner Ümit’in sunduğu Turnike, televizyon dünyasının en çok izlenen yarışmalarından biriydi. TRT’den özel kanallara transfer edilen program, Star TV ekranlarında reyting rekorları kırıyor, Güner Ümit de kariyerinin zirvesini yaşıyordu.

Ancak zirvede olmak, insana her istediğini söyleme hakkı vermiyor.

Canlı yayın sırasında, hamile rolündeki hosteslerden birine yöneltilen “Bebek kimden?” sorusuna verilen “Babamdan.” cevabı üzerine Güner Ümit’in “Sen Kızılbaş mısın?” demesi, hafızalara kazınan en büyük gaflardan biri oldu.

Toplum haklı olarak tepki gösterdi. Protestolar düzenlendi, televizyon binası önünde gösteriler yapıldı. Star TV uzun süre boykot edildi. Güner Ümit özür diledi ama bu özür kamuoyunu tatmin etmedi. Kariyeri büyük ölçüde sona erdi ve hakkında hukuki süreç başlatıldı.

Benzer bir olay, iş insanı Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında anlattığı bir sözde fıkra nedeniyle yaşandı.

Koç, Kürt bir kadın hasta üzerinden anlatılan bir fıkrayı paylaştı. Fıkra, özellikle Kürt vatandaşlar tarafından aşağılayıcı bulundu ve yoğun tepki gördü.

Rahmi Koç, amacının kimseyi incitmek olmadığını belirterek özür diledi. Buna rağmen hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “halkın bir kesimini alenen aşağılama” iddiaları kapsamında soruşturma başlatıldı.

Çünkü toplumun belli bir kesimini hedef alan ifadelerin bir karşılığı olduğu düşünülüyordu.

Peki bugün ne değişti?

Komedyen Deniz Göktaş, İstanbul Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelediği ve daha sonra YouTube’da yayımladığı “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisinde dört semavi dinin kutsal kitapları hakkında kullandığı ifadeler nedeniyle ciddi tartışmaların odağına yerleşti.

Kimi bunu mizah olarak değerlendirdi.

Ben ise şu soruyu soruyorum: Mizah bunun tam olarak neresinde?

İnsanların kutsal kabul ettiği değerlere yönelik alaycı ifadeler, yalnızca “şaka” denildiği için eleştiriden muaf mı olmalı?

Beni güldürmeyen, aksine inciten bir söylemi sırf sahnede söylendi diye mizah olarak kabul etmek zorunda mıyım?

İfade özgürlüğü, demokratik toplumların vazgeçilmez değerlerinden biridir.

Ancak ifade özgürlüğü ile hakaret aynı şey değildir.

Sanatçı olmak, komedyen olmak, karikatürist olmak, zengin olmak ya da popüler olmak; hiç kimseye başkalarının inancını, etnik kimliğini, kültürünü veya kutsal değerlerini aşağılamayı meşru kılan bir ayrıcalık vermez.

Elbette hukuki değerlendirmeyi mahkemeler yapacaktır.

Ancak toplumun da kendi vicdanıyla bir değerlendirme yapma hakkı vardır.

Burada asıl dikkat çekmek istediğim nokta ise şudur: Geçmişte Alevilere yönelik bir söz söylendiğinde toplum ayağa kalktı.

Kürtleri hedef alan bir fıkra anlatıldığında haklı olarak büyük tepki gösterildi.

Peki, aynı hassasiyet, hedef alınan kesim Müslümanlar olduğunda neden özellikle bu çevreler buna “mizah” deyip geçiştirmeye çalışıyor?

İlke, kişiye veya gruba göre değişmemelidir.

Hakaret; Alevi’ye yapılınca da yanlıştır, Kürt’e yapılınca da yanlıştır, Müslüman’a yapılınca da yanlıştır. Başka dinlere, inançlara, kültürlere, halklara yapılınca da yanlıştır. Çünkü saygı, kimliğe göre değişen bir değer değildir.

İnsan olmanın, demokratlığın, duyarlılığın ve toplumsal barışın yolu da tam olarak buradan geçmektedir.

Fahrettin Çelik

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.