Bazı şehirler vardır, toprağına ayak bastığınız an size sadece bir coğrafyayı değil, bir “oluş” sırrını fısıldarlar. Yıllar evvel Adıyaman’a yaptığım o yolculuk, zihnimde sadece bir gezi notu olarak kalmadı; aksine taşın dile geldiği, gönlün genişlediği ve “ben”in potasında eriyip “biz” olduğu manevi bir karargâh olarak ruhuma nakşedildi. O dönemde bu aziz şehrin vakur ve asil evlatlarından gördüğüm o samimi hürmet ve kalemime verilen bitmek bilmeyen destek, bu satırları bugün bir “gönül borcu” olarak yazmamı vacip kılmıştır.
Adıyaman, Nemrut’un devasa heykellerinin gölgesinde binlerce yıllık bir sekineti saklar. Ancak bu sekinet, sadece arkeolojik bir sessizlik değildir; o, Kommagene’nin kadim bilgeliğinden süzülüp İslam’ın estetiği ve Anadolu’nun milli ruhuyla yoğrulmuş bir “tasavvufi nefestir.” Hatırlıyorum da; Oturakçı Pazarı’nda bir esnafın uzattığı o buğusu üstünde çayda, aslında bir “gönül alışverişi,” bir “kalp imarı” vardı. Bizim medeniyetimizde sofra, sadece karnın doyduğu yer değil; “Adab-ı Sofra, Devlet-i Ebed” düsturuyla, milletin bekasının temelindeki o sarsılmaz kardeşlik mühürlerinin vurulduğu yerdir.
Bir yazar olarak o sokaklarda attığım her adımda, Adıyamanlı dostlarımın şahsıma ve fikriyatıma gösterdiği o yüksek kadirşinaslık, bana bu toprakların neden “Huzur Şehri” olduğunu bir kez daha kanıtlamıştı. Modern dünyanın o soğuk, bireyci duvarları, Adıyaman’ın o sarsılmaz milli ve manevi değerleri karşısında yerle yeksan olmaktadır. Burada vatan sevgisi sadece bir söylem değil; komşusuna duyulan hürmetle, tarladaki emeğe gösterilen saygıyla ve her sabah doğan güneşe edilen şükürle harmanlanmış bir yaşam biçimidir.
Aradan geçen zamana rağmen, Adıyaman halkının o samimi ve kucaklayıcı ruhu hâlâ taptazedir. Bu şehir, Nemrut’un zirvesindeki o “tokalaşan eller” kabartmasını bugün hâlâ diri tutan bir medeniyet kalesidir. Biz biliyoruz ki; gönüller birleşince yollar kısalır, eller birleşince devlet kavi olur. Yazdıklarıma değer veren, beni bir yabancı gibi değil, kendi hanesinden bir evlat gibi bağrına basan tüm Adıyamanlı hemşehrilerime olan bu vefa borcum, kalemimle ödenmeyecek kadar büyüktür.
Nemrut’un bekçileri olan o devasa heykeller, bu toprakların sarsılmaz imanının ve asaletinin sessiz şahitleridir. Ve bu şahitlik, kıyamete kadar bu gönül sofralarında, bu kardeşlik ikliminde devam edecektir.
Kıymetli Adıyamanlı hemşehrilerim; kalemim dünyanın neresine giderse gitsin, mürekkebim her daim sizin o kadim huzurunuzdan ve sarsılmaz ferasetinizden güç alacak. Bu köşe artık sadece benim değil, sizin sesinizdir. Gönül soframızda her daim yeriniz hazır.
Bu aziz şehre, bu güzel insanlara ve hafızamda silinmez izler bırakan o kadim mirasa sonsuz…
Selam ve Hürmetle
Filiz Şahin
EĞİTİM
3 gün önceEKONOMİ
3 gün önceGENEL
3 gün önceDİĞER HABERLER
3 gün önceGENEL
3 gün önceASAYİŞ
3 gün önceASAYİŞ
3 gün önce
1
Başkan Aydın: Enerjimizi Adıyaman için harcıyoruz
31772 kez okundu
2
SANKO Üniversitesi kompozisyon yarışması düzenlendi
25052 kez okundu
3
Yeniden Refah’tan dikkat çeken Soylu-Özdağ çağrısı
14585 kez okundu
4
Sivas’ta on binler Doğu Türkistan ve Filistin için ayakta
13070 kez okundu
5
BMC VE MİLLİ TANK ALTAY
10559 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.