• HABERLER
  • SERVİS 1
  • SERVİS 3
  • FİNANSİF
  • İNTERAKTİF
  • HESAP
  • DİĞER
Aycan Acet

Aycan Acet

20 Eylül 2026 Pazar

İnsan Neden Hep Kendisini Sona Bırakır?

İnsan Neden Hep Kendisini Sona Bırakır?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hiç düşündünüz mü, neden kendimizi hep sona bırakıyoruz?

Çocukluğumuzdan itibaren bize öğretilen çok tanıdık bir cümle vardır: “Önce karşındaki.”

Önce o mutlu olsun.
Önce onun gönlü olsun.
Önce o beğensin.
Önce onun ihtiyacı karşı­lansın.

Biz mi?

Biz biraz bekleyebiliriz.

Mutsuzsak da çok önemli değildir. Yorulduysak biraz daha dayanabiliriz. Bir şeyi istemiyorsak bile kırmamak için kabul edebiliriz. Çünkü iyi insan olmak çoğu zaman kendinden vermekle eş anlamlı öğretilmiştir bize.

Peki, bunun gerçekten iyi insan olmakla ne ilgisi var?

Belki de bu sorunun cevabını bugünde değil, geçmişte aramak gerekiyor.

Kuşaklar öncesinde…

Annelerinin, babalarının, eşlerinin, çocuklarının ve ailelerinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyarak yaşayan insanlarda…

Kendinden vazgeçmenin fedakârlık, susmanın olgunluk, dayanmanın güç olarak görüldüğü hayatlarda…

Ve belki de yıllarca tekrar edilen bu davranış biçimleri, bir süre sonra bize yalnızca bir öğreti olarak değil, bir miras olarak ulaştı.

Öyle güçlü bir miras ki…

Zamanla benliğimizin bir parçası oldu.

“Ben zaten böyleyim” demeye başladık.

Oysa belki de “biz” değildik böyle olan.

Bize böyle olmayı öğretmişlerdi.

Bugün kendi sınırlarımızı koymaya çalışırken neden suçluluk duyduğumuzu, “hayır” dediğimizde neden kendimizi kötü hissettiğimizi, başkasını düşünmeden kendimiz için bir şey yaptığımızda neden içimizden bir sesin bizi sorguladığını biraz da burada aramak gerekiyor.

Çünkü yıllardır başkalarını kendimizden önce koymaya alıştık.

Kendimizi seçmek bize bencillik gibi öğretildi.

Oysa kendini seçmek bencillik değildir.

Kendini seçmek; başkasını yok saymak değil, kendini de yok saymamaktır.

Elbette yıllarca “önce karşındaki” diyerek yetiştirilen bir insan için “önce ben” demek kolay değil.

Çünkü değiştirmeye çalıştığımız şey yalnızca bir davranış değildir.

Bazen yıllardır taşıdığımız bir parçadır.

Kimimiz o parçayı terapiyle, farkındalıkla, büyük yüzleşmelerle dönüştürmeye çalışıyor.

Kimimiz başarıyor.

Kimimiz ise onunla yaşamaya alışıyor.

Ama bir yerde hepimizin kendimize şu soruyu sorması gerekiyor:

“Ben daha ne kadar kendimi sona bırakacağım?”

Çünkü mesele yalnızca bizim hayatımız değil.

Biz iyileşmezsek, aynı davranış biçimlerini çocuklarımıza aktarmayacak mıyız?

Onlara da “önce herkes, sonra sen” demeyecek miyiz?

Onların da kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, sırf başkalarını memnun etmek için kendilerinden vazgeçmesine sebep olmayacak mıyız?

Belki de kuşaklar boyunca taşınan bazı mirasların bizde son bulması gerekiyor.

Her miras devredilmek zorunda değil.

Bazılarını sevgiyle bırakmak gerekir.

Çünkü belki de gerçek değişim, kendimizi seçtiğimiz gün başlar.

Ve belki bir gün çocuklarımız bize baktığında, “Ben de böyle yaşamalıyım” demek yerine şunu öğrenir:

Başkalarını sevebilirsin.
Onları düşünebilirsin.
Onlar için fedakârlık yapabilirsin.
Ama bütün bunları yaparken kendini kaybetmek zorunda değilsin.

Çünkü insanın hayatındaki en uzun ilişki, kendisiyle kurduğu ilişkidir.

Ve belki de artık kendimize şu cümleyi söylemenin zamanı gelmiştir:

“Sıra herkese geldi. Şimdi biraz da sıra bende.”

Aycan ACET

 

Devamını Oku

GÜNÜMÜZÜN KONUSU KARBON AYAK İZİ

GÜNÜMÜZÜN KONUSU KARBON AYAK İZİ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Peki, Nedir Küresel Isınma?

Merak ederek Google da arattığımızda ilk karşımıza çıkan tanım; insan tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma denildiği olacaktır. Yani açacak olursak filtre sistemi kullanmayan sanayi bacaları, kontrolü sağlanmamış araç egzozları belki de Türkan ablanın güzel kokması için kontrolsüz bir şekilde üstüne boşalttığı parfüm. Yani bilinçsizce gerçekleştirmiş olduğumuz her bir eylemin sonucu.

Ha tabi bunun yanında her yıl yanan ve önlenemeyen orman yangınları,  talan edilen ormanlar ve ağaçlık alanların yok olması ve daha birçok etmeni de saymadan edemeyeceğim.

Şimdi gelelim Karbon Ayak İzine,

Karbon Ayak İzi, insan faaliyetlerinin sonucu olarak salınan, küresel ısınmanın başlıca sorumlusu olarak gösterilen ve karbondioksit (CO2) cinsinden ölçülen sera gazlarının çevreye verdiği zararın ölçüsüdür. Endüstrinin kontrolsüz bir şekilde hayatımıza dair olması ve toplum olarak çevreye olan farkındalık eksikliğimizden kaynaklı olarak bu gazların atmosferdeki miktarı artmış, küresel ortalama sıcaklık daha çok ısının tutulması ile yükselmiştir. Bunun sonucu da karşımıza iklim değişikliği olarak çıkıp şuan yakınmış olduğumuz, ölümlere sebep olan doğal olmayan sıcaklarla karşı karşıya kalmamıza sebep olmuştur.

Bu etki bizim Karbon Ayak İzimizdir.

Aslında Karbon Ayak İzimizi görmek hiçte zor değil. Kimi zaman bu karbon salımımız işe giderken araçlarımızın egzoz borusundan çıkan gazlarda olurken kimi zaman ise durum bu kadar belirgin olmayıp marketten satın aldığımız ürünlerin üretiminden nakliyesine kadar olan süreçteki çıkan emisyonlar ile karşımıza çıka biliyor.

Peki, Karbon Ayak İzini azaltmazsak ne olur?

  • En başta buzullar eriyecek.
  • Kar yağışının azalması sonucunda büyük kuraklıklar yaşanacak.
  • Deniz ve okyanus seviyelerindeki artma sonucu kıyı şeridi olan ülke, ada ve şehirler sulara gömülecek.
  • Orman yangınları artacak
  • Kuraklık, erozyon, çölleşme gibi afetlerde artış yaşanacak
  • Canlı alanları ve canlı türlerinde azalma olacak.
  • Sıcak hava dalgalarına bağlı ölümler olacak.

Ve daha sayamadığımız birçok felaket ile kendi neslimizin sonunu hazırlıyor olacağız.

Aycan ACET

 

Devamını Oku

HAYATINIZDAKİ ZEHİRLİ SARMAŞIKLARI TANIYORMUSUNUZ?

HAYATINIZDAKİ ZEHİRLİ SARMAŞIKLARI TANIYORMUSUNUZ?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu bitkiyi duymuş muydunuz daha önce?
Zehirli sarmaşık, Kuzey Amerika kıtasında oldukça yaygın bir bitkidir, cildi temas ettiğinde meydana getirdiği kaşıntı ile yaygın meşhurdur. Yani kazara denk geldiğimizde sinir bozucu bir kaşıntı ve can sıkıntı demektir.

Peki, İnsanların “ Zehirli Sarmaşık” özelliği olanı ne yapar?
Yine arka taraftan konuşanlar var. Duyuyorum bak! “Aycan hanım insanın “Zehirli Sarmaşık” özelliği olanımı var” diyorsunuz. Evet var. Yanı siz farkında olmamış ola bilirsiniz ama hayatımızda olan, kazara denk geldiğimizde tüm günümüzü sinir bozulması ile devam ettirdiğimizi insanlardır bunlar.

Ya bunların özellikleri nedir, nasıl tanıyacağız bu insanları?
Endişelenmeyin. Bu insanlar kendilerini suyun içerisindeki yağ gibi hızlı bir şekilde belli ediyor olacaklar. Bu insanların temel özelliklerinin başında büyük bir EGO gelir. Hani şu dağları ben yarattım, ben olmasam olmaz zaten, her şey benim etrafımda dönüyor diye gezenler var ya hah işte onlar. Ama işin komiği bu insanlardaki ego kuru egodur. Yani aslında bu insanlar biraz düşündüğümüz zaman bir işe yaramazlar. Aslında onlar olmasa hayat daha kolay ilerlerler. İnsanlar daha mutlu ve işler her zaman olandan daha kolaydır. Ama onlar bunu bilmezler. Neden mi? Çünkü bu insanlar aslında aşağılık duygusuna sahip, hiçbir şey olamamış ve bunu bilen kişilerdir. Bu insanların bir özelliği de gereksiz özgüvendir. Yani özgüvenli değillerdir aslında. Sadece bildikleri yarım bilgilerin doğruluğuna inanmış ve onun özgüvenini yaşayan insanlardır. Ve sıkı durun bu özellik sizi heyecanlandıracak. Bu insanlar kaostan beslenir. Evet, evet, hani sürekli tartışma çıkarıp insanlara sataşan tipler varya işte onlar. Neden peki. Sizce neden böyleler?

Hadi buda size sorum olsun, Yorumları bekliyor olacağım.

Sevgilerle.

Aycan ACET

Devamını Oku

‘’Dünya Gıda Günü’’

‘’Dünya Gıda Günü’’
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Her yıl 16 Ekim de dünya genelinde kutlanan ‘’Dünya Gıda Günü’’ için, bu sene GIDABİRDER yönetimi olarak gündemimizi ‘’Gıdanın Geleceği Elimizde’’ olarak belirledik ve bu gündem ile sesimizi duyurmak istedik.

Günümüz şartlarında iklim krizleri ve yanlış politikalar sonucunda karşı karşıya kalınan kıtlık tehlikesi, güvenilir gıdaya ulaşmaktaki zorluklar ve eşitsizlikler her gün daha da büyüyen sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. İşte bu sorunlar karşısında, 16 Ekim Dünya Gıda Günü’nün öneminin, gıda güvenliği, sürekliliği ve herkes tarafından ulaşılabilirliği çerçevesinde değerlendirilmesini ve tüm bireyler tarafından günün anlam ve öneminin anlaşılmasını hedeflemekteyiz.

Ne yazık ki iklim krizi, tarım kaynaklarının doğru kullanılmaması, plansız üretimler, tüketim çılgınlığı ve hem bireysel hem de toplumsal gıda israfları sonucunda güvenilir gıdaya ulaşım oranları oldukça düşmüştür. Hem ülkemizde hem de dünyanın birçok noktasında insanlar sağlıklı beslenme için gerekli olan gıdaya ulaşamamaktadır. Ulaşabilen insanlar ise güvensiz, sağlıksız gıda ile ya da pek çok taklit-tağşiş tuzakları ile karşılaşmaktadır. İşte bu konjonktürde, GIDABİRDER olarak, gitgide büyüyen ancak görülmek istemeyen Gıda krizinin önüne geçmek için ilk adımın; her bir bireyin, ailenin, toplumun kolektif olarak gıda israfını önlemek için harekete geçmek olduğuna inanıyoruz. Bu ilk adımın, hem kolay hem de etkili olduğunu düşünüyoruz. Bugün tüm bireylerin evinde, işyerinde, toplu tüketim alanlarında gıda israfına karşı temel düzenlemeler yapması ile israfın önüne geçilmesi için domino etkisi yaratacak adımlar atılmış olacaktır. Bu nedenle öncelikle meslektaşlarımızı bu düzenlemeler konusunda öncülük etmeye, tüm toplumu ise gıda israfına karşı bu kolay ama etkili adımları atmaya davet ediyoruz.

Gıda krizinin önlenmesi ve ortadan kaldırılması için ise, daha kapsamlı ve organize adımlar atılması gerekmektedir. Bu adımlar için kamu ve sanayi otoriteleri, gıda üreticileri, sivil toplum kuruluşları ve odaları ile hep beraber hareket edilmesi şarttır. İklim krizlerinin önüne geçilmesi, doğal kaynak tüketimlerinin ve karbon salınımlarının azaltılması, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimin arttırılması, tarım politikalarının yeniden ele alınarak tarımın ülkemizde yeniden verimli hale getirilmesi, üretim için doğru planlamaların yapılması ve tabii ki tarladan çatala gıda üretiminin her aşamasında nitelikli istihdama yeteri kadar yer verilmesi sonucunda gıda krizinin önlenmesi ve ortadan kaldırılması sağlanabilecektir.

Tüm bu eylemlerin gerçekleştirilmesi ve başarıya ulaşabilmesi için kamu ve sanayi otoritelerinin, üreticilerin, sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket etmesi şarttır. Tek taraflı olarak bu adımların başarıya ulaşması imkansızdır.

Tüm bu adımlarda GIDABİRDER yönetim kurulu ve üyelerinin her zaman göreve hazır olduğunu ve yapılacak tüm çalışmalar da en önde gelen destekçiler olacağımızı buradan bir kez daha belirtmek isteriz.

Son olarak ise güvenilir gıdanın sağlanması ve toplumlar tarafından güvenilir gıdaya ulaşılması konusunda en önemli etkenlerden biri de Gıda mühendisleri ve sektörde çalışan teknik personeller olduğunun bilinmesini isteriz. ‘’ Gıda Güvenliğinin Güvencesi, Gıda Mühendisi ’’ diyerek nitelikli istihdamın önemini birçok sivil toplum örgütü benimsemiş ve dile getirmiştir.

Bugün gıda mühendisleri gıda sektöründe her kolda ve alanda yer almaktadır ve hem çalıştıkları kurumlara hem topluma katma değer oluşturmaktadırlar. Doğru hammaddenin satın alınması, üretimin en verimli şekilde planlanması, proseslerin gerçekleştirilmesi, kalite güvence ve kontrollerin yürütülmesi, satış ve pazarlama alanında, kamuda ve özel sektörde denetim konularında gıda mühendisleri ‘’Güvenilir Gıda’’ için çok güzel işlere imza atmaktadır. Buna rağmen ne yazık ki ülkemizde hala gıda mühendisi istihdamı gereken ve yeterli seviyelere ulaşamamıştır.

Birçok gıda üreticisi, gıda mühendisi istihdamı etmemekte ya da gıda mühendislerini maddi-manevi zorlu şartlarda çalıştırmaktadır. Karşı karşıya olduğumuz gıda krizinin önlenmesinde önemli bir göreve sahip olan gıda mühendislerinin, önümüzdeki dönemlerde gerek kamu gerekse özel sektörde istihdamın artırılmasını, çalışma koşullarının iyileştirilmesini tüm meslektaşlarımız adına talep etmekteyiz. Her zaman hem faaliyetlerimiz hem de demeçlerimiz ile dile getirdiğimiz istihdam konusunu ve talebimizi bir kez daha 16 Ekim Dünya Gıda Gününde, ilgili mercilere sunarız.

‘’Güvenli ve Sürdürülebilir Gıda ‘’ için bireysel ve toplumsal olarak farkındalık sahibi olduğumuz, kamuda ve özel sektörde otoritelerin daha duyarlı olduğu, ‘’ Güvenilir Gıdanın Güvencesi, Gıda Mühendisi ’’ sloganıyla sivil toplum kuruluşlarının aynı yolda birbirine destek alarak yürüdüğü daha aydınlık yarınlar dileyerek herkesin 16 Ekim Dünya Gıda gününü kutlarız.
Unutmayalım ki bireyden topluma, tarladan çatala ‘’ Gıdanın geleceği hepimizin elinde’’

Aycan ACET

Devamını Oku

MUTSUZLUK ÇIKMAZI!

MUTSUZLUK ÇIKMAZI!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Evet, evet hani gözlere inen ve görmeyi engelleyen kin ve nefret. Hayır, herkes herkesten nefret ediyor. Ortamda bir mutsuzluk dalgası. Tamam, hayat zor, yaşam kötü. Haklısınız da. Geçim sıkıntısı, belki de eve bir ekmek götürmede zorlanılan, her an zam haberleri ile uyandığımız belki de yaşamımızın en kötü evresi. Tamam ama kimin suçu bu. Yâda şöyle söyleyeyim suçlusu kim bunun?

Cevaplar Geliyor Sanki!
Ama durun bakalım bunun suçlusu metrobüste ki amca değil herhâlde yâda size saçını süpürge eden karınız yok canım hiç olamaz. Yolda nefretle baktığınız ama hayatınızda bir kere gördüğünüz kişi hadi canım oradan. Buna kimse inanmaz. E bunlar suçlu değilse içinizdeki bu insanlara karşı duyduğunuz kinin, mutsuzluğun nedeni ne peki. Yâda kendi içlerinde zaten birçok sorunla uğraşan bu insanların sorun ve sıkıntı hanesine bir noktada neden siz yazdırıyorsunuz? Tüm enerjisini neden size harcamak zorunda kalıyorlar?

Çok mu zor?
Nefretle bakmak yerine dudakta belli belirsiz oluşan bir eda ile küçücük bir tebessüm. Belki de varlığınızı hissedip umut dolacak, gününe güzel başlatacak bir nasılsın sözü. Karşındakine bir günaydın demek. Korkma senden bir şeyler götürmeyecek bunlar aksine belki de iyi biri olmanı sağlayacak. Bir insanın hayatından bir şeyler çalmak sana bir şey kazandırmasa da, senin yaptığın ufacık bir davranış belki de o insan için çok şey kazandırıp hayatını değiştirecek. Bunun farkında mısın? Hani giydiği kıyafet yüzünden yargıladığın, hakaret edip bakışlarınla rahatsız ettiğin insanın hayatını zorlaştırırken Allah katında sevap hanene bir artı daha atıldığını düşünmüyorsundur demi! Aksine o insanı belki de bu davranışlarıyla kötü hissettirip, kalbini kırarak günah haneni kabartıyorsundur kim bilir. Yâda sana saçını süpürge eden karını yemeğin tuzu, elbisenin ütü vs. için kırıp, şikâyet edip sonrasında huzur dolu bir yaşam beklemiyorsundur umarım. Birinin mutsuzluğu üzerine mutluluk inşa edilmez bunu biliyorsundur. E o zaman neden ısrarla çalışma arkadaşını yâda çalışanını her geçen gün yaptığın davranışlarınla çıkmaza sürüklüyorsun. Hangi sebep bir kişinin gözyaşı olmanın haklı bir davranış olduğunu göstere bilir ki! Hangi din bu yaptıklarının doğru olduğunu, hangi vicdan bunları rahatlıkla kabul etmeni sağlar şaşırtıcı doğrusu. Hiç sordun mu kendine.

Aycan ACET

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.