26 Ekim 2025 Pazar
İşgal Gazze'de soykırımını sürdürüyor, şehit sayısı 4 bin 385'e yükseldi
HER YAŞAM DENEYİMİ BİZLERİN AKIL YOLUNA IŞIKTIR
Yavuz Ağıralioğlu: Anahtar Parti Türk Siyasetinin Yeni Umudu
ALKAYIŞ VE YAKLAŞAN SEÇİMLER
Erzurumspor FK’nden sonra Amedspor da Süper Lig’e yükseldi
GÖLGE SAVAŞLARI- DEPREMLER, YANGINLAR, FELAKETLER
Atatürk’ten önce savaş kazanan Türk komutanlar, kendi adlarıyla devlet kurdular.
Selçuklu devleti, Babür devleti, Karahanlı Devleti, Timur İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu, savaşı kazanan Türk Komutanın adlarıyla kurulmuşlardır.
Türk Kurtuluş Savaşı bittiğinde Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı Mustafa Kemal Tek egemen güçtü. Her istediğini yapacak ve yaptıracak güce sahipti. İsteseydi kendi adıyla bir Türk devlet kurabilirdi. Kendisini padişah ya da kral ilan edebilirdi. 622 yıl süren Osmanlı İmparatorluğunda padişahlıkla yönetilmiş olan Türk toplumu, buna hazırdı. Bu kararı yadırgamazdı.
1923 yılında Avrupa ülkelerinden İngiltere krallıkla, Fransa, İspanya, Portekiz, Yunanistan askerler diktatörlükle, Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, diktatörlüğü ile yönetiliyordu. Doğu’da Asya ülkelerinden Afganistan krallıkla, İran Şahlıkla, Sovyetler birliği ve Çin proleter diktatörlükle yönetiliyordu. Devlet başkanları devleti tek başlarına aldıkları kararla yönetiyorlardı.
Dünyada Halk egemenliğine dayalı olarak yönetilen ülke yoktu.
Avrupa ve Asya’nın, adları farklı da olsa diktatörlüklerle yönetildiği düşünüldüğünde, Mustafa Kemal kendi adıyla tek başına aldığı kararlarla yönettiği bir devlet kursaydı, bu durum dünyada da yadırganmazdı.
Türk Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı ve Savaşın galibi Mustafa Kemal, kendi adıyla bir Türk devleti kurma, padişah, kral ya da padişah olma, kuracağı devleti tek başına aldığı kararlarla yönetme peşinde koşmadı. Kendisini yüceltmenin değil halkını yüceltmenin peşinde koştu.
Halk egemenliğine dayanan yönetim şekli olan, cumhuriyet yönetimini benimsedi. Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği ile 29 Ekim 1923 tarihinde toplumun tüm kesimlerinin temsilcilerinden oluşan Büyük Millet Meclisi’nde milletvekillerinin oylarıyla alınan kararla, Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazı üzerine halk egemenliğine dayanan laik demokratik sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti’ni kuruldu. Cumhuriyetin kuruluşu, toplumun tüm kesimlerinin temsil edildiği Meclis’te, milletvekillerinin “Yaşasın Cumhuriyet” alkışlarıyla, ilan edildi.
Cumhuriyeti ilan eden Atatürk, aynı gün İsmet İnönü’yü hükümeti kurmakla görevlendirir. İnönü, ertesi gün erkenden bakanlar kurulunu oluşturuldu. Bakanlar kurulunun ilk toplantısına Atatürk de katılır. Toplantıda kısa bir konuşma yapan Atatürk: “Efendiler! Cumhuriyetimiz daha yeni doğmuş bir çocuk. Çok dikkatli uyanık olun. İş arkadaşlarınızı özenle seçin. Anadolu’da kim varsa hepimiz bir milletiz. Yurt ve kader arkadaşıyız. Milli mücadeleyi böyle yürüttük. Cumhuriyeti de böyle yöneteceğiz. Bu anlayışın bozulmasına izin vermeyeceğiz. Bozulduğu zaman ne olduğunu iyi biliyoruz. Devlet halk için, halkın ihtiyaçlarını karşılamak için var.
Bütçesi denk, sağlam bir devlet olmalıyız.
Hepimiz halkın hizmetindeyiz. Efendimizin, sahibimizin halk olduğunu hiç unutmayacağız. İdealimiz milli egemenliğe dayalı, uygar bir toplum ve devlet yaratmaktır. Hiçbir aşamada bu ideali gözden kaçırmayacağız. Sorun çok. Hepsini çözmeye ömrümüz yetmez. Bizim yetişemediklerimizi yurtsever çocuklarımız tamamlar. Halkı saymak, aydınlatmak, eğitmek, sağlığını korumak, güven içinde yaşamasını sağlamak başlıca ilkemiz olacak. Başarılar diliyorum der.”1 Başbakan İnönü ve bakanlara, yapmaları gerekenleri ve izleyecekleri yolu anlattı.
(1) Turgut Özakman, Cumhuriyet, Türk Mucizesi, İkinci Kitap, s.14, 15, 16
Atatürk’ün Başkanlığında Cumhuriyet Halk Partisi tarafından halkçılık esaslarına dayanan ilkeler esas alınarak kurulan halk egemenliğine dayalı cumhuriyet yönetimi, yapılan devrimler, devrimlerle yaşama geçirilen toplumsal, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yenilik, değişim ve dönüşümlerle insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı yapılmadan, insan odaklı, insanı merkez alan, insana değer ve önem veren, insanı yüceltmeyi amaçlayan, demokrasi ve hukukun egemen olduğu özgür, eşit ve dayanışmacı bir toplum yaratıldı.
ATATÜRK’ÜN LİDERLİĞİNİN VE DÜŞÜNCE SİSTEMATİĞİNİN EVRENSELLİĞİ
Atatürk’ün yönetiminde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından halkçılık esaslarına dayanan ilkeler esas alınarak kurulan halk egemenliğine dayanan laik demokratik sosyal hukuk devleti cumhuriyet yönetimi, yapılan devrimler, devrimlerle yaşama geçirilen toplumsal, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yenilik, değişim ve dönüşümlerle, demokrasi ve hukukun egemen olduğu özgür, eşit ve dayanışmacı bir toplum yaratıldı.
Türkiye’nin önde gelen tarihçisi ve siyaset bilimcisi Prof. Dr. SUNA KİLİ: “Atatürkçü ideoloji’nin en belirgin özelliği ulusal oluşudur. Toplumun tarihsel, ekinsel, toplumsal ve ekonomik koşullarına, yapısına göre oluşturulmuş olmasıdır.
Batı’nın da, Sovyet Rusya örneğinin de kopyası değildir. Ülke ve toplum gerçeklerini dikkate alınarak yararcı (pragmatist) bir yaklaşımla yeni yöntemler geliştirilmiştir. Dogmacı değildir. Toplumu yaşayan bir varlık olarak görmekte, her toplumun değişeceğini, bu değişmeler doğrultusunda yeni gereksinimlerin ortaya çıkabileceğini, bu gereksinimlerin karşılanabilmesi için de yeni yöntemlerin aranılıp benimsetilmesini önermiştir. İdeolojinin devrimcilik ilkesi, bu amaçla konmuştur. İmgeci (hayalci) değil, gerçekçidir. Çağdaşlaşma atılımları gelişmiş ülkeler öyle yaptı, öyle istedi diye değil, toplumun, ülkenin yararına oldukları için gerçekleştirilmiştir. Kalkınma, gelişme modeli bir başka gelişmiş ülkenin önerisi, baskısı, itişi ile değil, ulusal istencin temsilcilerinin oylarıyla kabul edilmiş, uygulamaya konmuştur. Atatürkçü çağdaşlaşma modeli sistem olarak Batıya dönüktür,”2 diyor. Atatürk’ün çağdaşlaşma modelinin özgün, akla ve bilime dayanan, yenilikçi, değişimci, yönü batıya dönük ve evrensel olduğunu söylüyor.
(2) Suna Kili, A. g. e. s. 45
Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi üzerine araştırmalar yapan Türkiye’nin bir başka önde gelen tarihçisi HALİL İNALCIK: “Türkiye’nin, Batı ve İslam dünyası karşısında yükselişinin bir tek yolu vardır. O da Atatürk devrimlerini, gerçek ruhuyla benimsemek ve şaşmaz bir şekilde izlemektir” 3 diyor.
Türkiye’nin çağdaşlaşmasının ve kalkınmasının ancak Atatürk’ün akla ve bilime dayanan devrimlerinin sahiplenilmesi ile mümkün olabileceğini söylüyor.
(3) Prof. Dr. Halil İnalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kırmızı Yayınları, 2012, s. 131
Ünlü İngiliz tarihçi ARNOLD J. TOYNBEE: “Atatürk bir öncüydü. 1920’den sonra Atatürk’ün Türk ulusu ile başardıkları, öbür ülkelerin, uluslarına yardımcı olmak isteyen önderleri tarafından örnek alınmıştır” 4 diyor. Atatürk’ün çağa yön veren öncü bir lider olduğunu ve diğer ülkelerin liderleri tarafından örnek alındığını söylüyor.
(4) Kili, A. g. e. s. 44
Fransız bilin adamı, ünlü siyaset bilimci MAURİCE DUVERGER, “Mustafa Kemal’in eseri II. Dünya Savaşına kadar Türkiye çapında değerlendirilmiştir. Eski bir ülkenin çağdaş bir ulus haline gelmesi için harcanan çabayı beğenmeyen yoktur. Söz konusu eser 1945’ten bu yana bir örnek değeri kazandı. Kemalizm, Türkiye tarihinin bir sayfası olmaktan çıkıp siyasal bir sisteme önderlik etmeye başladı. Çünkü yeryüzünde henüz Moskova ya da Pekin etkisine girmemiş olan üçüncü çeşit devletlere bu sistem yol göstermektedir. Bu sistem yarı gelişmiş uluslar için Marksizm’in karşısına dikilen ikinci bir seçenektir,” 5 diyor. Atatürk’ün eskimiş, yıpranmış, çağın dışında kalmış bir devletin yerine inşa ettiği ulus devleti, bu devleti yaşama geçirirken sarf ettiği çabayı beğenmeyenin olmadığını, Kemalizmin, Türkiye tarihinin bir sayfası olmaktan çıkıp siyasal bir sisteme önderlik etmeye başladığını. Moskova ya da Pekin etkisine girmemiş olan üçüncü çeşit devletlere yol gösterdiğini yarı gelişmiş uluslar için Marksizm’in karşısına dikilen ikinci bir model ve sistem (ideoloji) olduğunu söylüyor.
(5) Kili, A. g. e. s. 44, 45
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 17 Ekim 1978 tarihinde Paris’te yapılan 20. Genel Konferansı’nda, başkanlık divanına 11 ülkenin imzaladığı bir önerge verilir. Önergede: “1981, Atatürk’ün doğumunun 100. yıl dönümüdür. Atatürk elbette 20’nci yüzyılın en büyük devlet adamlarından biridir. Bellidir ki, Türkler o özel gün için çok özel olarak hazırlanıyorlar. Ama Atatürk’ü anmak bir tek Türklere bırakılmamalıdır. Çünkü Atatürk, tüm insanlığın ortak paydasıdır. Genel kurulda bir karar alması. Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olan 1981 yılında bütün dünyada anılması istenir.
Birleşmiş Milletler Üyesi 156 ülkenin temsilcileri Atatürk’ün, insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı yapmayan, eşi görülmemiş bir devlet adamı, insana ve olaylara bakışının evrensel olduğunu söylerler. 156 ülkenin temsilcilerinin oy birliği ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ve çağdaşlaşma modelinin mimarı Mustafa Kemal Atatürk, doğumunun 100. yıl dönümünde 1980’de Türkiye’de, 1981’de Paris’te, “uluslararası” toplantılar düzenlenerek anılmasına karar verilir.”6
(6) UNESCO, 20. Genel Kurultay, 28 Kasım 1978 Tarih ve 20 C/15. 1 Sayılı Karar
1981 yılına kadar hiçbir devlet damı için anma ve kutlama yapmamıştı. Bu tarihten sonra da yapılmaz. Bu bağlamda UNESCO’nun Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün, doğumunun 100. Yılın da anılması ve kutlanması için aldığı bu karar, ilk ve tek karardır.
“Rus Araştırmacı PROF. DR. ALEKSANDIR UŞAKOV’un başkanlığında bir heyet tarafından yapılan araştırmanın sonuçları, “Atatürk Fenomeni” adıyla yayınlanır. Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Moskova Devlet Üniversitesi öğretim üyesi ve Rusya’nın en önde gelen şarkiyatçılarından PROF. DR. MİHAİL MEYER: “Atatürk, yeryüzünde bütün zamanların ve gelmiş geçmiş bütün halkların çıkardığı 10 liderden biridir. Böyle bir kişinin, dünyanın her yerinde tarihçilerin, siyaset bilimcilerin ve filozofların sürekli ilgisini çekmesi tesadüf değildir. İnsan, ulusal kimliğiyle insanlığa dahil olur. Mustafa Kemal bu yönüyle tek liderdir,” 7 der. Atatürk’ün, evrensel bir kişi ve tüm zamanların yaşayan lideri olduğunu söyler.
(7) NTV Edebiyat, Tarih ve Kültür Dergisi, 27 Kasım 2002
ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Kentucky Üniversitesi Psikiyatri Profesörü DR. ARNOLD LUDWİG VE EKİBİ tarafından “SİYASİ BÜYÜKLÜK CETVELİ” adı altında, 18 yılda tamamlanan, 20. Yüzyıla damgasını vuran, 377 liderin incelendiği bir çalışma yapılmıştır.
Sıfırdan ülke yaratma;
Topraklarını genişletme;
İktidarda kalma süresi;
Askeri başarı;
Sosyal tasarım gücü;
Ekonomik başarı;
Devlet adamlığı;
İdeoloji ortaya koyma;
Ahlaken örnek olma;
Siyasi miras bırakma ölçü alınarak yapılan değerlendirme, 2002 yılında “DAĞIN ASLANI: SİYASİ LİDERLİĞİN DOĞASI” adıyla yayınladılar.
En yüksek puanın 37 olduğu değerlendirmede: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve çağdaşlaşma modelinin mimarı Mustafa Kemal Atatürk, 31 puanla birinci olur. ABD Başkanlarından Franklin D. Roosevelt ve Komünist Çin’in kurucusu Mao Zedung, 30’ar puanla ikinci; SSCB’nin eski liderlerinden Stalin, 29 puanla üçüncü, olur.”8 Dünyanın değişik bölgelerinde araştırmaya katılanlar, Atatürk’ü, 20. yüzyıla yön veren lider olarak kabul ettiler.
(😎 Milliyet, 20 Mayıs 2008
Doğulusuyla Batılısıyla dünyanın önde gelen tarihçileri, siyaset ve sosyal bilimcileri, araştırmacıları, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Atatürk’ün yönetiminde Toplumun kesimlerinin temsilcileri milletvekillerinden oluşan TBMM’sinde alınan kararla kurulan Halk Egemenliğine dayanan laik demokratik sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti’nin 20. Yüzyılın en büyük yenilik, değişim ve dönüşüm projesi olarak kabul ettiler ve ilan ettiler. Örnek aldılar örnek gösterdiler
.
Atatürk’ün yönetiminde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından, toplumun tüm kesimlerinin temsil edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çıkarılan kanunlarla yapılan devrimlerle, devrimlerle yaşama geçirilen toplumsal, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel değişim ve dönüşümler, akla ve bilgiye dayanmaktadır. İnsanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı yapılmadığı, İnsan odaklı olduğu, insanı merkez aldığı, insana değer verildiği ve önemsendiği, insanı yüceltmeyi amaçladığını kabul etiller. Örnek aldılar örnek gösterdiler.
Atatürk’ün liderliğini, düşünce sistematiğini, insana bakışını evrensel olduğunu dünyaya yön veren tüm zamanların yaşayan lideri olarak kabul ettiler, tanımladılar, örnek aldılar örnek gösterdiler.
CHP’NİN KURUCU DEĞERLERİNİN VE İLKELERİNİN EVRENSELLİĞİ
Atatürk’ün Başkanlığında Halk Fırkasının (CHP) halkçılık esaslarına dayanan kurucu değerleri ve ilkeleri esas alınarak kurulan halk egemenliğine dayanan cumhuriyet yönetimi,
Yapılan devrimler, devrimlerle yaşama geçirilen toplumsal, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yenilik, değişim ve dönüşümlerle, demokrasi ve hukukun egemen olduğu özgür, eşit ve dayanışmacı bir toplum yaratıldı.
Atatürk’ün yönetiminde Kasım 1938’e gelindiğinde Türkiye Cumhuriyeti, demokrasi ve hukukun egemen olduğu, özgür, eşit ve dayanışmacı bir toplum oldu.
Dünyanın aynı değerleri benimseyen, uygar ve çağdaş ülkeleri arasında saygın ve onurlu yerini aldı.
Atatürk’ün başkanlığında CHP tarafından kurulan halk egemenliğine dayanan laik demokratik sosyal hukuk devleti cumhuriyet yönetimi; yapılan devrimler, devrimlerle yaşama geçirilen toplumsal, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel değişim ve dönüşümler insan odaklıdır. İnsanı merkez alır. İnsanı önemser ve insanı “yüceltmeyi” hedefler.
Daha önce anlatıldığı gibi Atatürk’ün yönetiminde CHP tarafından kurulan halk egemenliğine dayanan Cumhuriyet yönetimi, yapılan devrimler, devrimlerle yaşama geçirilen değişim ve dönüşümlerin insan odaklı olduğu, insanı merkez aldığı, insanı önemsediği ve insanı “yüceltmeyi” hedeflediği, bu yönleriyle Atatürk’ün düşünce sistematiğinin ve liderliğinin evrensel olduğu; örnek alınacak ve örnek gösterilecek sistem ve model olduğu, dünyanın önde gelen tarihçileri, siyaset ve sosyal bilimcileri, araştırma kurumları, uluslararası kuruluşları tarafından da, kabul edilmiştir.
Emperyalist ülkelerini işgali ve sömürüsü altında yaşayan ülkeler, Atatürk’ün Türk Kurtuluş Savaşı’nda ortaya koyduğu liderliği kendilerine örnek almışlardır. Onlarda kurtuluş mücadelesi başlatmış, ülkelerini bağımsızlığa kavuşturmuşlardır.
Atatürk’ün başkanlığında CHP tarafından yaşama geçirilen çağdaşlaşma ve uygarlaşma projesini kendilerine örnek almışlardır. Onlar da ülkelerinde çağdaş değişim ve dönüşümler yapmışlardır.
Bu tarihi ve somut sonuçlardan yola çıkarak:
Atatürk, kafasında projeleri olan, sağlığında kafasındaki projeleri yaşama geçiren, öldükten sonra da projeleri yaşamaya devam eden, tüm zamanların yaşayan lideridir.
Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün yönetiminde 20. Yüzyılın en büyük değişim ve dönüşüm projesi olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, devrimleri yapan, devrimlerle öngörülen insanı merkez alan, insana önem ve değer veren, insanı yüceltmeyi hedefleyen toplumsal değişim ve dönüşümleri yaşama geçiren, Cumhuriyet Halk Partisi, 20. yüzyılın en yenilikçi, değişimci ve dönüşümcü (devrimci) siyasal örgütüdür. Kurucu değerleri ve ilkeleri, evrenseldir.
RECEP TAYYİP ERDOĞAN
Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk’ün yönetiminde CHP tarafından kurulan halk egemenliğine dayanan laik demokratik sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu fırsatlardan yararlanarak Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. 5 yıl İstanbul’u yönetti. 5 arkadaşıyla birlikte 14 Ağustos 2001 tarihinde AKP’yi kurdu. Partinin Genel Başkanı oldu.
Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetiminde AKP, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde iktidara geldi. 23 yıldır iktidarda olan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan nankörlük ve vefasızlık yaptı. Kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu fırsatlardan yararlanarak belediye başkanı, başbakan, cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan Atatürk’ü, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini yok etmek için elinden geleni yaptı. Yapmaya devam etti.
Celal Topkan
20. Dönem CHP Adıyaman Milletvekili
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.