14 Ekim 2026 Çarşamba
İşgal Gazze'de soykırımını sürdürüyor, şehit sayısı 4 bin 385'e yükseldi
HER YAŞAM DENEYİMİ BİZLERİN AKIL YOLUNA IŞIKTIR
Ücretsiz Wi-Fi Sekiz Noktada Hizmette
ALKAYIŞ VE YAKLAŞAN SEÇİMLER
Emniyet Müdürü Nazman'dan okul güvenliği denetimi
GÖLGE SAVAŞLARI- DEPREMLER, YANGINLAR, FELAKETLER
Adıyaman Manşet köşe yazarı Kerim Baydak, emeklilik sonrası vaktini Hasancık köyündeki bahçesinde geçiriyor. Baydak, yetiştirdiği ağaçlarla huzur buluyor.
Adıyaman Manşet köşe yazarı Kerim Baydak, emekli olduktan sonra kendisini doğaya ve toprağa adadı. Hasancık köyü Tepebaşı Mezrası’nda 4 yıl önce aldığı 2 dönümlük araziyi farklı türlerde meyve ağaçlarıyla donatan Baydak, gününün büyük bölümünü bahçesinde geçiriyor.
2 dönümlük araziyi meyve bahçesine dönüştürdü
Adıyaman Defterdarlığı’nda uzun yıllar görev yaptıktan sonra yaklaşık bir yıl önce emekliye ayrılan Kerim Baydak, emeklilik hayatını şehir merkezinde geçirmek yerine doğayla iç içe yaşamayı tercih etti.
Baydak, Adıyaman merkeze bağlı Hasancık köyü Tepebaşı Mezrası’nda 4 yıl önce satın aldığı 2 dönümlük araziye zaman içerisinde 120 fidan dikti.
Bahçesinde 11 çeşit meyve yetiştiriyor
Baydak’ın büyük bir özenle yetiştirdiği bahçede zeytin, armut, kayısı, badem, kiraz, şeftali, cennet hurması, incir, yenidünya, portakal ve limon olmak üzere 11 farklı tür bulunuyor.
Dört yıl önce toprakla buluşturduğu fidanların bugün ağaca dönüştüğünü ve meyve vermeye başladığını belirten Baydak, bahçeyle ilgilenmenin kendisi için bir uğraştan çok huzur kaynağı olduğunu söyledi.
“Evde boş oturmak yerine bahçemde çalışıyorum”
Emeklilik döneminde üretmeye ve çalışmaya devam etmenin kendisini mutlu ettiğini ifade eden Baydak, şunları söyledi:
“Bir nevi hobi olarak bu işi yapıyorum. Evde boş boş oturacağıma günümü bahçemde çalışarak geçiriyorum ve bundan mutlu oluyorum. Şehrin gürültüsü ve betonarme yapılar insanı yoruyor, stres oluşturuyor. Bahçeme geldikçe temiz hava teneffüs ediyor, enerji topluyor ve stres atıyorum.”
“Ömrüm yettikçe bahçemde olmaya devam edeceğim”
Toprakla uğraşmanın kendisine büyük bir keyif verdiğini dile getiren Baydak, bundan sonraki emeklilik hayatını da mümkün olduğunca bahçesinde geçirmek istediğini belirterek, “Ömrüm yettikçe bundan sonra günümü hep bahçemde geçirmeye devam edeceğim. Çünkü buraya geldikçe büyük bir keyif alıyorum.” dedi.
Kent yaşamının yoğunluğu ve gürültüsünden uzaklaşarak kendisine yeni bir yaşam alanı oluşturan Baydak, emeklilik dönemini üretmeye devam ederek geçirmenin güzel bir örneğini sergiliyor.”
Gazeteci-Yazar Sayın Bilal Karadağ, lütuf buyurmuş, bu ince ve nazik düşüncesinden dolayı teşekkür ediyorum.
Kerim Baydak
Oturduğumuz çay ocağında, masalar, oturaklar küçüktür ve iç içedir.
Yan tarafta konuşulanları rahatlıkla duyarsınız.
Kimi zaman müdahale eder, kimi zaman tebessüm edersiniz.
Kimi zaman da duyar, duymazlıktan gelirsiniz.
5-6 kişi oturmuş, sohbet ediyorlar.
“Akşam komşum geldi, komşu al şu tütünü içersin, poşetledim fazla çıktı, oda senin kısmetinmiş.”
“Sağ ol komşum Allah razı olsun, zahmet etmişsin, teşekkür ederim.”
“Böyle, böyle, böyle zamanda, böyle komşu, böyle zor bulunur. Böyle komşu görmedim, böyle komşu tanımadım; ama böyle komşuyu mumla arasan bulamazsın, böyle komşun olduğu için çok şanslısın.”
“Ne şansı ya, boş ver oğlum resmen sana zehir vermiş, içmesen ne olur yani!”
“Doğru dersen de, bırakamıyorum işte, hem yurt dışından gelen paket sigaradan ne kadar kötü olabilir ki?”
“En iyisi, hiçbirini içmeyin, hem cüzdanınız, hem sağlığınız rahat olur, hem çevreyi de rahatsız etmezsiniz?” diyerek ayrılıyoruz oradan.
***
Bir yer de bir işte ihmal varsa, suiistimal varsa, eksiklik, aksaklık varsa; elbette orada bir sorumlu, bir suçlu, hesap vermesi gereken birileri de var demektir ve olması da gerekir.
***
Bizim bildiğimiz boyacılar da, merdiven, kova, fırça olur.
Oysa şimdikiler de, ne merdiven, ne kova ne de fırça var.
Herkes boyacı olmuş, maşallah!
Boyayan boyayana.
***
Çeşitli entrika, zorlama ve felaket tellallığıyla karanlık tünellere girenin, ışığı görüp aydınlığa çıkabilmesi için; gören bir göz, duyan bir kulak ve anlayan bir beyin olması gerekir.
Aksi takdirde, sonu hüsran olur.
***
Dinlenilmeyen, anlaşılmayan, çok anlatmak mı?
Yoksa dinlenilen, özümsenerek anlaşılan, az anlatmak mı?
Hangisi daha önemli?
Bazıları, ikinci defa anlatmayı kendilerine zulüm sanıyorlar.
Hâlbuki anlaşılmayan bir konunun, ikinci defa anlatılmasında, nasıl bir zülüm ve zarar olabilir ki?
Çünkü bu duruma haiz olan niceleri var da…
Kerim Baydak
Bazen, hiç umulmadık anlar yaşanır.
Hiç beklenmedik olaylarla karşı karşıya kalırsınız.
Siz, ne kadar anlatırsanız anlatın, karşınızdaki anlamak istediğini anlar.
Siz, sebep olarak ileri sürersiniz, o sonuç olarak anlar.
Siz, sonuç olarak anlatırsınız, o hala sebep olarak anlar.
Siz susmayı tercih edersiniz, o kabullenme, teyit etme olarak düşünür.
Olmadı bırakırsınız, mevcud-u halince…
“Aman boş verin!” derseniz, “ kim, nasıl anlarsa anlasın!”
***
Yaşanılan sürece insanlar çok plânlar hazırlarlar, çok hayaller kurarlar ve hep umut ederek yaşarlar.
İnsanlar, geldikleri duruma baktıklarında, pek de istedikleri yerde olmadıklarını görürler.
Hayat insanı öyle bir hale getiriyor ve öylesi durumlara düşürüyor ki; umutların tükenmesi, hayal kırıklarının yaşanması bir yana, ,insanı insan olmaktan çıkarıyor.
Ne plânların tutuyor, ne hayallerin gerçekleşiyor, ne de umutların hep diri ve taze kalabiliyor.
Yıllar öncesinde, iyi-kötü böylesi bir duruma geleceklerini söyleselerdi, hiç kimse inanmazdı.
Çünkü insan kendisinin istediğini değil, kendisine bahşedileni yaşamaktadır.
Ancak belli bir yaşa geldikten sonra, hayatın ne olduğunun farkına varabiliyorsun.
İşte o zaman da, “heyhat!” diyorsun; ama sadece dediğinle kalıyorsun.
***
Fani dünyada yaşamak, para sahibi olmak ve her arzu ettiğini ele geçirmekle geçer.
Bu da zaman içerisinde, dünya nimetlerine olan hırsı, muhabbeti daha çok arttırır.
Dünya malına, mülküne ve nimetlerine sahip oldukça, değirmen misali daha fazlasını arzular.
Tatmin olmayıp, hep daha çoğuna göz diker.
Bu hengâme içerisinde, bir de bakar ki ömür denen sermaye bitmiş.
Azrail yakasına yapışmış, mezara doğru çekiyor.
İnsanın gözü bir türlü doymuyor.
Ancak “gözünü bir avuç toprak doyurur” derler.
Aşırı hırs ve arzusu olanlar, av köpeklerine benzetilir.
Avını yakalamak için, var gücüyle koşar, kan ter içerisinde kalır, ancak yakaladığı avdan kendisine bir kıdım kalmaz/vermezler.
Açlığına aldırmaksızın elinden alırlar ya!
İşte öyle!
İnsanlar da büyük bir hırsla kazandıklarına sevinir, “serveti, malım, mülküm oldu” diye övünür de, ömür denen sermaye bitince, ölüm yakasına yapışınca, elinde hiçbir şey kalmaz.
Her gün, adım adım yaklaştığımız kabre, o kadar dünyalık biriktirsen ne fayda!
Kerim BAYDAK
[email protected]
Bazı canlıların bazı canlılara sahiplik ettiklerini ve yardım ettiklerini görünce; insan denen varlığın geleceğinden korku ve endişeler ayyuka çıkıyor. İnsan, “bu gidiş nereye?” diye sormadan edemiyor. Sahi bu gidişle nereye?..
*
Koşan, yürüyen, yüzen ve de uçan her canlı, birbirine tahammül ederken ya da içgüdüleriyle anlık ihtiyaçlarını kaşılarken, biz onlara vahşi diyoruz; ama nedense bunlarını hepsini yapan, ama bir türlü birbirleriyle iyi geçinmeyenler, zevk için insanları boğazlayanlara da insan diyoruz işte. Nedir böylesine bir tezat!!
*
İnsanı insan yapan değerler vardır. Bu değerleri toplum için değil de kişisel menfaatler uğruna kullandığında, telâfi zor sıkıntılar ve problemler ortaya çıkmaktadır. Günümüzde bunun en alasını yaşamaktayız.
*
Şu Eylül ayı galiba garibanların en sevmediği aylardan biri olsa gerek. neden mi?
Çünkü okullar bu ay da açılır,
Öğrencileri üst, baş, kırtasiye alınır masraf,
Her türlü mutfak eşyaları bu aylar da tedarik edilir masraf,
Kışlık yakılan odun-kömür bu ayda alınır masraf,
Kışın yenilecek çeşitli yiyecekler bu ayda hazırlanır masraf,
masraf, masraf…
Irgat diye yaftalanan işsizlerin işi çok zor kışın
Allah yoksulun, garibanın daha çok yardımcısı olsun.(Amin)
*
Bazıları bazılarının aldıkları icazetle atıp tutarak, mangalda kül bırakmıyorlar, an geliyor buz gibi kesiliyorlar. Adım atacak halleri, lâf söyleyecek ağızları, olanları görecek kadar gözlerinin feri, idrak edecek kadar akıl ve ferasetleri…. kalmıyor. Eee ne olacak işte, etme bulma dünyası. Her şeyin bir miadı, vebalı ve cezası vardır, unutmayın!
*
Bir çocuk gördüğünüzde, hele ölmüş bir çocuk gördüğünüzde, kalbiniz sızlamıyorsa, yüreğinizde kıpırdanmalar olmuyorsa, içiniz cızzz etmiyorsa; dönüp insanlığınıza, insan olup olmadığınıza bir daha bakın ve içsel bir muhasebeye girin.
*
Acıyla sarsılan yüreğimde, bitmek bilmeyen bir hüzün…
Çiçek bahçesi umut aşılıyor buluta…
Hüzünler geçici, kederler de biter…
Bu dünya fani, bizi bekliyor ebedi bir hayat.
*
Zalimler için o kadar beddualar ediliyor, ama karşılığını görmüyorlar. Acaba bir yerlerde hata mı ediyoruz? Acaba oluyor da biz mi göremiyoruz?
*
Bir gün sabrınızı ve şükrünüzü yitirirseniz, işte biliniz ki o zaman bitip-yitip yok olmuşsunuzdur.
*
Bıraktılar bir bir, hem de aşikâr.
Terk ettiler beni, hepsi riyakâr.
Boşanırsa bakın, işte hilekâr.
Yaşayamam inan, kayboldum dostum! Yıllar var ki seninle iki canciğer dosttuk. Şimdi ne oldu bize? Ne oldu da bir an da bıraktın beni. Çıkmazlara ve çekilmezlere saldın beni. Depreşen duygularımın dışarı çıkmamasına sebep oldun. Bilmez misin bu kaynamayla bir volkan olur patlarım, etrafımı yıkar yakarın. Bilmez misin?
Acaba bu vakitte kadar çok mu hızlı yazdım da seni yordum ha!
Bilmem ki?
Kerim BAYDAK
[email protected]
İnsanlar, fıtraten iyi ve iyiliğe meyilli olarak doğarlar.
Sonradan, doğduğu aile, büyüdüğü mahalle, sokak, çevre, yetiştiği toplum ve edinilen tecrübeyle; ya iyi olur veya kötü olurlar.
Nefsin arzularıyla, ya olumluya doğru yola alır, hak yolda ilerler ya da olumsuza doğru yol alır, Esfal-i Safilin’den olur.
Belli bir yaştan sonra, anne ve babanın gözetiminden uzaklaştığı, kendi hür ve özgür iradesiyle hareket etmeye başladığında, kötü arkadaşlarla düşüp kalkma neticesinde, kötü huylar öğrenir, çevrenin de etkisiyle kötülüğü meyilli olur.
Kendisine kötülük ederek, tedavi edilmediği sürece; hem ailesine hem de topluma zararlı bir fert olarak hayatını iademe eder.
Esas olan bir şey vardır. O da her şey zıddıyla kaimdir.
Aynı şekilde her türlü hastalık da, ancak zıddıyla tedavi olur, sahip olduğundan uzaklaşır.
Nefis ve şeytani vesveseler, insanı doğru yoldan çıkarmaya meyillidir.
Nefsani arzu, heva ve heveslerinden kurtulmanın en güzel ve kolay yolu, ilacı, merhemi, aza kanaat ederek, çoğu istememek, sabır ve kanaat ederek, hakka tevekkül etmektir.
Kötü veya olumsuz bir alışkanlığa ve davranışa sahip olan birinin, bu huyundan vazgeçmesi için, buna yakalanma sebeplerini araştırarak bulmalıdır.
Mevcut kötü huylara sahip olmanın sebeplerini araştırarak, bu sebepleri yok etmeye yönelik, var olanın tersini yaparak olumluya doğru yol almalıdır. Yani mevcut kötünün tersini, iyi olarak yapmalıdır. Çevrenize şöyle bir bakacak olursanız, yıllarca uğraşarak, çalışıp, çabalayarak bunu yapmaya çalışarak, başaranların öykülerine şahit olursunuz.
Kötü şey yapmak nefse hoş gelmektedir, iyi olan her şey ise nefse zor gelir. Şeytani vesveseler bir türlü iyi olanı yapmamak için yakanızı bırakmaz.
İnsan, kötü bir şey yaptığında, hemen akabinde iyi olan bir şey de yapmalıdır. Çünkü nefse güç gelen, zor gelen her şey, inanın sizin için olumlu ve faydalı olan bir şeydir. Manevi rahatsızlığın en güzel ilacı, kendini kötü bir şey yapmamaya şartlandırmasıdır. Hatta gerekirse bunu vereceği bir takım sözlerle, yeminlerle, vaatlerle desteklemesidir.
Kötülüğü yapmamanın en güzel yolu, iyi olanı yapmak ve iyi olanlarla arkadaşlık yapmaktır. İyi olanların meclisinde bulunmaktır. Nefs-i emmarelerden kendini mümkün olduğunca soyutlamaktır.
Unutmayın ki, kötülüklerin işlenmesinde, çevrenin ve arkadaşların etkisi çok büyüktür.
O zaman ne yapmak gerekiyor?
Her şeyden önce, öncelikle, çevreyi değiştirmek gerekir
Sonra arkadaşlarını değiştirmek gerekiyor.
Gerekiyorsa işini değiştirmek gerekiyor.
İyi arkadaşlarla birlikte olmak gerekiyor.
İlim meclislerinde bulunmak gerekiyor.
Boşuna dememişler, “bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.”
İnsan gezdiği, dolaştığı beraber iş yaptığı kişiler üzerine anılır ve anlatılır.
Kötünün ve kötülüğün sonu yoktur, er geç yenilmeye, dışlanmaya, yok olmaya, tükenmeye mahkûmdur.
İyi arkadaşla gezin, iyi olun ve iyilik yapın.
Gerisi kendiliğinden gelir.
Kerim BAYDAK
[email protected]
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.