• HABERLER
  • SERVİS 1
  • SERVİS 3
  • FİNANSİF
  • İNTERAKTİF
  • HESAP
  • DİĞER
Kerim Baydak

Kerim Baydak

04 Eylül 2026 Cuma

İyi Arkadaşla Gezin, İyi Olun Ve İyilik Yapın

İyi Arkadaşla Gezin, İyi Olun Ve İyilik Yapın
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsanlar, fıtraten iyi ve iyiliğe meyilli olarak doğarlar.

Sonradan, doğduğu aile, büyüdüğü mahalle, sokak, çevre, yetiştiği toplum ve edinilen tecrübeyle; ya iyi olur veya kötü olurlar.

Nefsin arzularıyla, ya olumluya doğru yola alır, hak yolda ilerler ya da olumsuza doğru yol alır, Esfal-i Safilin’den olur.
Belli bir yaştan sonra, anne ve babanın gözetiminden uzaklaştığı, kendi hür ve özgür iradesiyle hareket etmeye başladığında, kötü arkadaşlarla düşüp kalkma neticesinde, kötü huylar öğrenir, çevrenin de etkisiyle kötülüğü meyilli olur.

Kendisine kötülük ederek, tedavi edilmediği sürece; hem ailesine hem de topluma zararlı bir fert olarak hayatını iademe eder.

Esas olan bir şey vardır. O da her şey zıddıyla kaimdir.
Aynı şekilde her türlü hastalık da, ancak zıddıyla tedavi olur, sahip olduğundan uzaklaşır.
Nefis ve şeytani vesveseler, insanı doğru yoldan çıkarmaya meyillidir.
Nefsani arzu, heva ve heveslerinden kurtulmanın en güzel ve kolay yolu, ilacı, merhemi, aza kanaat ederek, çoğu istememek, sabır ve kanaat ederek, hakka tevekkül etmektir.
Kötü veya olumsuz bir alışkanlığa ve davranışa sahip olan birinin, bu huyundan vazgeçmesi için, buna yakalanma sebeplerini araştırarak bulmalıdır.

Mevcut kötü huylara sahip olmanın sebeplerini araştırarak, bu sebepleri yok etmeye yönelik, var olanın tersini yaparak olumluya doğru yol almalıdır. Yani mevcut kötünün tersini, iyi olarak yapmalıdır. Çevrenize şöyle bir bakacak olursanız, yıllarca uğraşarak, çalışıp, çabalayarak bunu yapmaya çalışarak, başaranların öykülerine şahit olursunuz.
Kötü şey yapmak nefse hoş gelmektedir, iyi olan her şey ise nefse zor gelir. Şeytani vesveseler bir türlü iyi olanı yapmamak için yakanızı bırakmaz.

İnsan, kötü bir şey yaptığında, hemen akabinde iyi olan bir şey de yapmalıdır. Çünkü nefse güç gelen, zor gelen her şey, inanın sizin için olumlu ve faydalı olan bir şeydir. Manevi rahatsızlığın en güzel ilacı, kendini kötü bir şey yapmamaya şartlandırmasıdır. Hatta gerekirse bunu vereceği bir takım sözlerle, yeminlerle, vaatlerle desteklemesidir.
Kötülüğü yapmamanın en güzel yolu, iyi olanı yapmak ve iyi olanlarla arkadaşlık yapmaktır. İyi olanların meclisinde bulunmaktır. Nefs-i emmarelerden kendini mümkün olduğunca soyutlamaktır.
Unutmayın ki, kötülüklerin işlenmesinde, çevrenin ve arkadaşların etkisi çok büyüktür.
O zaman ne yapmak gerekiyor?
Her şeyden önce, öncelikle, çevreyi değiştirmek gerekir
Sonra arkadaşlarını değiştirmek gerekiyor.
Gerekiyorsa işini değiştirmek gerekiyor.
İyi arkadaşlarla birlikte olmak gerekiyor.
İlim meclislerinde bulunmak gerekiyor.
Boşuna dememişler, “bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.”
İnsan gezdiği, dolaştığı beraber iş yaptığı kişiler üzerine anılır ve anlatılır.
Kötünün ve kötülüğün sonu yoktur, er geç yenilmeye, dışlanmaya, yok olmaya, tükenmeye mahkûmdur.
İyi arkadaşla gezin, iyi olun ve iyilik yapın.
Gerisi kendiliğinden gelir.

Kerim BAYDAK
[email protected]

Devamını Oku

Ahhh Çekmeyen Var Mı? 

Ahhh Çekmeyen Var Mı? 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsanlar görüyoruz, ah üstüne ah çekiyorlar.

Sohbetlerde hep eskilerden dem vuruyorlar.

“Hayırdır diyoruz, ne oluyor arkadaşlar, dostlar ne iştir?

Bir dokun, bin ah işit kabilinden sitemler ve şikâyetler kırıla gidiyor.

Unutmamak ya da şaşırmamak istercesine, ardı ardına kelimeler ve sözlerle başlıyorlar konuşmaya.

“İnsanlar bir acayip olmuş, akıl sır sır ermiyor yapıtlıklarına,

Kimse etkilenmiyor söylediklerinden,

Eskiden lüks arabalarımız yoktu, onların yerine, arabalarımız zenginler de Hacı Muratlarımız, Renault arabalarımız vardı.

Lüks dairelerimiz yoktu, avludan girilen müstakil evlerimiz vardı

Bilgisayarlarımız, tabletlerimiz, çok işlevli akıllı telefonlarımız, binlerce kanallı televizyonlarımız yoktu, evde çevirmeli telefonlarımız, sadece TRT kanallı televizyonlarımız, pikabımız, teybimiz vardı.

Lüks AVM’lerimiz, internet kafelerimiz, cafcaflı elbiselerimiz yoktu, mahalle bakkalımız, terzimiz, parça yamalı pantolonumuz, el örgülü kazağımız vardı.

Kafelerimiz, PlayStation’larımız yoktu, köşe kapmacamız, saklambacımız, al satarım bal satarımız, beş taşımız, damamız, 1.3.5 adımımız, isim eşyamız, yakan topumuz ve birçok oyunumuz vardı.

İşte böyle yavrum, her şeyimiz var; ama aslında hiçbir şeyimiz yoktur diyebiliriz.”

Peki, mutlu muyuz, değiliz.

Hereğimiz en alasına sahibiz, mutluluk, yok, huzur yok, sükûnet yok.

Gel de ah çekme.

İnsanlar da işte hayatın o acımasızlığına karşı derinden ahlar, vahlar, ohlar çekmektedir.

Hayatın o acımasızlığı içerisinde, her şeye sahip olan insanların arasında, her duygu, düşünce, fikir, inanca ve meşrebe sahip olan insanlar var.

Hayata umutla bakan, yüreklerine dünyalar sığdıran, gelecekten ümitli olan insanlar şimdi yok, inanın mumla aranacak olsa, bulunmaza türden.

Bazen başını alıp gitmek istiyor, ama nereye!!

Hem gideceğin yerde, insanlar, olmayacak mı?

İşte dünyanın o kirlenmişliği ve yozlaşmışlığı içerisinde, boğazlarına kadar çirkefe batan insanları görüp de hayıflanmamak ve ah çekmemek mümkün mü dostlar.

Öyle veya böyle, insanlar dünyaya geliyor,

Öyle veya böyle, insanlar göç edip gidiyor.

Öyle veya böyle, gelecekler ve hep de gidecekler.

Yoktur bunun başka çaresi, yolu ve izahatı.

Ah-vah etsen, sitem etsen, şikâyetçi olsan da, geleceksin ve gideceksin.

Önemli olan bu iki ezânlık- bir namazlık yaşam arasında, lâyıkıyla hareket etmek, usulüne uygun yaşamaktır.

Her şeye sahip olsanız da, huzurunuz ve sıhhatiniz yoksa neye yarar o zenginlik?

Hem, her şeye sahip olanlar, şimdiye kadar gelenler, ne anladı bu yalan dünyadan ki, siz neler anlayasınız!

Örnek mi, işte size Nemrutlar, Firavunlar, Ebu Cehiller ve daha niceleri.

Sahi, onlar da hiç ah çektiler mi acaba?

“Hızlı yaşa, genç öl” Avrupai yaşam felsefesiyle yaşayıp, cehennem kütüğü olacak olan ve Esfeli Sâfilîn’i hak eden bir dünya görüşüne sahipseniz, o başka tabi

Kerim BAYDAK
[email protected]

Devamını Oku

O Derece Yani!

O Derece Yani!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çay ocağında, kadîm dostumla çay muhabbeti demlerken, hemen yan masadan, sinirli ve kızgın ifadelerle karşısındaki arkadaşına dert yanıyordu; “Hayret ya! Ben ne müdürüm, ne başkanım, ne şuyum-buyum… Ben sadece Allah’ın bir kuluyum, sadece bir insanım. Bilmiyorlar ki başkanlık, müdürlük, mevki-makam ve bilmem necilik geçicidir, önemli olan insan olmaktır, insanca davranabilmektir, insanca yaşayabilmektir…” diye söylenip duruyordu.
Şöyle bir baktık!
Gülsen mi, ağlasan mı, yoksa ta derinden düşünsen mi türünden..!
Bilemedik!

***

Şu sosyal medya çılgınlığı aldı başını gidiyor, tutabilene aşk olsun!
Her halimizle kölesi olmuş, teknoloji mengenesinin dişlileri arasında sıkılıyor durumdayız.
Aile sohbetlerinde, yemeklerde, siyasi toplantılarda, organizasyonlarda, çeşitli etkinliklerde ve hatta cenazelerde (ben de dâhil olmak üzere) dahi ellerinden telefon düşmeyecek şekilde bir bağımlılığımız var.
Hatta bir etkinlikte, sosyal paylaşım sitelerindeki bağımlılık yüzünden, bir dostumuzun pahalı olan cep telefonunun çalınmasına vesile olduk da diyebilir.
O derece yani!..

***

Bazı dostları kazanmak ya da kaybetmek için çok güzel haller vardır.
Alışveriş ( özellikle para al-ver olayı, sonra mal)
Yolculuk ( sır vermek, zaafa düşmek…)
Komşuluk ( müşterek kullanım alanları gibi)
Bunlar sadece bir kaçı, bizzat deneyen vardır eminim.

***

Olmadı, olmuyor işte!
Ne yaparsan yap, yürek dolmuyor,
Gecelerim, gündüzlerim sensiz ve sessiz,
Olmadı olmuyor işte!
Ne yerimi bildim, kalmadı şiarım,
Canım, kanım, yüreğim uğruna olsa da feda,
Olmadı olmuyor işte!

***

Fırsatını buldun mu vurursun bir tekme,
Yetmez mi artık, bırak haline dert etme,
İyilikmiş, “peh!” deyip, her şeyi eyleme zor,
Şu nefsini bir ıslah et, hak dışında her şeyi hor.

***

Hoş geldin deseniz de, demeseniz de, zaten bütün asaleti, azameti ve haşmetiyle gelecek.
Bari itiraz etme de erkeklik sen de kalsın.

Kerim BAYDAK
[email protected]

Devamını Oku

Aman Da Aman!!!

Aman Da Aman!!!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsanın yaşadıkları, okudukları, düşündükleri ve söyledikleri, birbirine uymuyorsa, birbirini tamamlamıyorsa, o insan boş/boşa yaşıyor demektir.

Girdiği yolda, ilerlemeye çalışanlar; nedense kimlerle yola düştüklerine pek dikkat etmezler.

Bu yolda ilerlemek, büyük bir maharet ister.

Arsızların, yüzsüzlerin, sahtekârların ve bin bir yüzlü şarlatanların…

Yüzüne tükürsen, “Yarabbi şükür, yağmur, rahmet yağıyor!” demişler.

***

Ne kadar seni sevmeye zorlasam da kendimi, bir türlü elektrik alamıyorum senden ve kalbim aydınlanmıyor, itici geliyorsun ya!!!!

Hep yeni bir günün gelmesi sabırsızlığı içerisindeyiz, ancak her geçen gün, her şey değişiyor.

Eee zaten iki günü bir olan zarar da değil midir?

Bu yolda kazandıkların, sizinle değerleniyor.

Geride kalanlar, kendi sonlarını hazırlayanlardır.

İşin erbapları, o kadar çoğalmış ki kime, nasıl inanacağımızı şaşırdık.

***

Çevremizde, dost denilebilecek insan, o kadar az ki!..

Ancak yan bakan, arkandan konuşan, jest ve mimikleriyle bir şeyler anlatmaya çalışan, yüzüne aval aval bakarak, güya ekabirlik havasına giren, bilgiçlik taslayan, ukala zevatlar o kadar çoğalmış ki!…

Düşman ve sevmeyen dersen çok, ama dost dersen hiç yok.

Bir tane samimi, gerçek bir dostun varsa, ne mutlu bana/sana/size.

Allah dostun hayırlısını, düşmanın da mert olanını nasip etsin.

***

“Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar”mış.

Nemalananlar hariç!

Aman da aman!!!!

***

Akşam ve yatsı namazında, caminin önünde, bebek arabasındaki (mama kutusu) bulunan çocuğuyla yardım bekleyen kadını görünce, inanın nutkum tutuldu.

Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim.

Zor bir durum!

Allah yardım etsin.

***

Esansa “ölü yağı” diyen dilber, süslü-püslü-parfümlü-rujlu-ojeli kız, sanki kendisi ölmeyecek!

Sen de öleceksin!

Meraklanma, sana da sürecekler.

Pehhh!

Kerim BAYDAK
[email protected]

Devamını Oku

Ben Cahilim de!

Ben Cahilim de!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Her patlamanın ve terör olayından sonra, soyla yardımlaşma ve dayanışmanın üst seviyede olması gerekirken, bazı kendini bilmezler, vurgun, yağma ve talanlara girişerek fayda sağlayan fırsatçılar bazılarının ekmeğine yağ sürüyorlar.

Bu kargaşalar elbet birilerinin işine gelmektedir.
Bunlara o meydanı bırakmamalıdır.
Adeta kavram kargaşası içerisinde yok olmaktayız.
Evde çocuklarımıza, savaş, terör, terörist, pkk, hizbullah, mafya, çete, bomba, ölüm, yağma, talan… gibi kavramların anlamını açıklamakta zorlanıyoruz.
İnsanların televizyon ekranlarında neden ağladıklarını, çocukların ve askerlerin neden öldüklerini, savaşların neden çıktığını, Amerika ya da Rusya’nın neden masumlarla savaştığını açıklamakta, sizi bilmem ama inanın kendi adıma çok zorlanıyorum.

***

Maalesef kimliksiz kuramsız bir nesil olmuş,
Hani olur ya, denilirse miadı dolmuş,
Sitemkâr olma, öncekiler de öyle bulmuş,
Hak, hukuk, adalet varsa işte o kul olmuş.

***

Düşük bel, etek, düşük pantolon giyen, eğildiğinde kıçları ve giydikleri iç çamaşırları görünen soytarıların dediği gibi, acaba uygarlık göstergesi midir?
Ben cahilim, bilemiyorum da!

***

Toplumda yapılan küçük tartışmaları gülümseyerek ve özür dileyerek bitirmek yerine kavga, ya da cinayetle sonlandıranlar, acaba ne kadar uygar olduklarından bahsedebilirler?

***

Yıllar önce, her köşe başında satılan ya da kiralanarak okutturulan TEKSAS, TOM MİKS, PEKOS BİLL, ZAGOR, KİNOVA, KIZILMASKE, TENTEN, SÜPERMAN, BATMAN, CONAN, TEX, MİSTER NO, gibi çizgi romanların faydalı mı, zararlı mı olduğunu bilemiyorum!
Ama Tosbağa, Kurbağa, gibi kelimeleri söyleyemeyen biri olarak, çocukluğumda bu kitaplarla okumamın düzeldiğini söyleyebilirim.

***

Hoşgörü, uzlaşma kültüründen yoksun, çevreye ve çevresine duyarlı olmayan, çıkarcı, ikiyüzlü, nemelazımcı, paylaşımcı olmayan, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen, “her şeyi ben bilirim” ayaklarına yatan, ahmak, dengesiz, tutarsız ve düzenbaz insanlardan oluşan bir toplum olmaya doğru hızla ilerliyoruz.

***

İnsanları yönetenlerin belki okulu yoktur, ama bilgi, birikim, yetenek ve tecrübeyle beliğin olan özelliklerinden dolayı sevilirler, sayılırlar.

Hele bunların yanında, genel kültürü ve insanî yönü de kuvvetliyse o zaman ancak takdir eder, saygı gösterir ve hürmet edersiniz.

Bu yüzdendir, otoritesini bulunduğu mevkiden değil, bilgisinden ve fikrinden alan yöneticiler; toplumla iç içedir, her zaman egodan, bencillikten uzak, alçak gönüllü olur, faydalı fikirler üretir ve herkes tarafından sevilir, sayılırlar.

Eğer böyle bir yöneticiye sahipsiniz, çok şanslınız demektir ve oturup şükretmelisiniz.

Örneğin

Aynı sistemin iki hükümdarı:
Yezid bin Muaviye nerede
Ömer bin Abdülaziz nerede
İşte Zulmün ve Adaletin sembol isimleri!..

***

Kum saatine uyarlanmış gibi yaşıyoruz,
Gelen çeviriyor, giden çeviriyor,
Yani bir aşağı, bir yukarı..,
Biz akarken, olanlar her zaman arada kalanlara oluyor.
Her şey alt-üst oluyor.
Üsttekiler değişiyor, alttakiler değişiyor,
Ölen, çeken, her şeye müstahak olan aradakiler oluyor.

Kerim BAYDAK
[email protected]

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.