• HABERLER
  • SERVİS 1
  • SERVİS 3
  • FİNANSİF
  • İNTERAKTİF
  • HESAP
  • DİĞER
Necip Aydın

Necip Aydın

20 Eylül 2026 Pazar

GÖRMEDİĞİN YÖNLERİN

GÖRMEDİĞİN YÖNLERİN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir insan, kendisini tanıdığını düşündüğü ölçüde aslında kendisinden uzaklaşabilen de bir varlıktır.

Başkalarının tutum ve davranışlarını rahatlıkla yorumlarız, kusurlarını ve eksiklikliklerini bir çırpıda fark ederiz.

Ama iş kendi kusurlarımıza, davranışlarımıza gelince, aynı netlikte görmekte zorlanırız değilmi?

Bazen karakterimiz deki bir zayıflık, dönüşü olmayan zararlara zemin hazırlayabilir. Sonuçlar üzerinden değilde niyetler üzerinden değerlendirme yaparız.

Bu da kişinin kendisine karşı daha hoşgörülü, başkalarına karşı ise daha eleştirel olmasına neden olabilir.

İnsan olarak kendi çıkarlarımızı, öncelendirme eğilimindeyiz. Buda kendi hatalarımızı sadece tesadüf olarak yorumlarken başkalarının hatalarını ise doğuştan gelen karakter kusurları olarak görmemize yol açar.

Peki kendimizi Neden Göremeyiz? İnsanın kendisine dışarıdan bakması hiçte kolay değildir. Çünkü kişi kendi hayatının hem oyuncusu hem de anlatıcısıdır.

Yaşadığı olayları kendi deneyimleri, korkuları, beklentileri ve geçmişi üzerinden anlamlandırır.

Örneğin bir insan kendisini “dürüst” olarak tanımlıyorsa, dürüstlüğüyle çelişen bir davranışını açıklamak için çeşitli gerekçeler bulabilir.

“Mecbur kaldım”, “Başka seçeneğim yoktu” veya “Karşı taraf bunu hak etmişti” diyebilir. Aynı davranışı başka biri yaptığında ise onu daha sert biçimde değerlendirebilir.

Buradaki sorun her zaman kötü niyet değildir. İnsan zihni, kendi benlik algısını korumaya çalışır.

Aslında en büyük sorunumuz her koşulda kendimizi haklı görme eğilimimizdir.

Mesela bir tartışma esnasında, karşı tarafın sesini yükseltmesini anında fark ederiz. Gerekirse sert bir şekilde de o kişiye sesini yükseltmemesi gerektiğini anında söyleriz. Ama iş kendimize gelince yüksek sesle konuştuğumuzu ve karşı tarafı nasıl etkilediğinin farkına dahi varamayız.

Çünkü kendi davranışımızın arkasındaki nedeni biliriz. Kızgınsak neden kızgın olduğumuzu biliriz; kırılmışsak neden kırıldığımızı da biliriz.

Karşımızdaki insan ise bizim iç dünyamızı bilmez, yalnızca davranışımızı görür.

Kızgınlık anında kendimizi görmeyiz ama yakın çevremiz ve arkadaşlarımız, ailemiz bunu dahaobjektif bir şekilde görebilir.

kim bilir belki de karşımızdaki kişiyi yeterince dinlemeyi ve anlamaya çalışmayı bilmiyoruzdur.

Doğal olarak herkesin iyi olduğu yönü kadar bir eksik yönü vardır.

Mesela, benim eksik yönüm; düşündüklerimi karşımdakine söyleyememek.

Bazen öyle şeyler söylemek istiyorum ki içimden geldiği gibi yüzüne karşı dümdüz. Ama söyleyemiyorum. Sizi bilmem ama bana göre sebepleri farklı olabilir.

Ama hep içimde kalıyor. Sonra da keşke böyle deseydim diye düşünüyorum.

Bu eylemler içinde geçerli tabiki. Bu zamana kadar hep yaptıklarımdan değil yapmadımlarından, söyleyemediklerimden pişmanlık duymuşumdur.

Şöyle bir sonuç ortaya konabilir: Kalbimizdeki iyiliği kaybetmeden, insanların bizi üzmesine, rahatsız etmesine izin vermemeliyiz. İyiliği ve güzellikleri hep bir yerlerde saklı tutalım.

Onu kaybettikten sonra geriye değerli olan ne kalır ki.

Burada önemli olan suçlu aramak değil, davranış ile sonuç arasındaki bağlantıyı görebilmektir.

Belki de kendimize açık yüreklilikle şu soruları sormalıyız “Ben Kimim? ” Benim kendimde göremediğim ne var?”
İnsan bu soruyu samimiyetle sormaya başladığında, kendisiyle ilgili daha önce fark etmediği birçok gerçeğin kapısını aralayabilir. Bazen insanın hayatındaki en büyük değişim, dışarıdaki dünyayı değiştirmesiyle değil, kendisindeki eksikliği gidermesiyle başlar!

Devamını Oku

Çelikhan İçmeleri Pislik İçinde

Çelikhan İçmeleri Pislik İçinde
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinde bulunan ve “İçmeler” diye tabir edilen bu yerde başta böbrek, safra ve mideye iyi geldiğine inanan vatandaşlar tarafından hala rağbet görmeye devam ediyor.

*

Bu yere ilk çocukken gitmiştim. Aradan geçen yıllara rağmen hiçbir şeyin değişmediğini hatta daha kötüye gittiğine şahit oldum.

*

Adıyaman Çelikhan arası 55 Km. Çelikhan’dan İçmeler diye tabir edilen yere ise 23 Km uzaklıkta. Özellikle Çelikhan’dan İçmeler diye tabir edilen yerin son 10 Km’lik kısmında doğru dürüst yol yok. Her hangi bir uyarıcı levha yok.

*

Allah aşkına dağları delerek km uzaklıklara tüneller açıp yol yapan devletimiz bu yere yol mu yapamaz. Elbette yapar lakin burası unutulmaya, unutturulmaya yüz tutmuş gibi.

*

En nihayetinde vardık tabi doğa ve manzara harika. Havası da mis gibi ve serindi. Aracımızı dik bir açıyla, cesaretimizin de yardımıyla bir yere park ettik. Yanımızda getirdiğimiz eşyaları da yürüyerek suyun bulunduğu yere zorlukla taşıyarak bırakabildik.

*

Her taraf irili ufaklı taşlarla çevrili, yürüyerek hareket etmek imkansız gibi, velhasıl bir yerlere kurulduk.

*

Bizden 1 saat sonra da başka 2 yaşlı amcalar geldi. Belli ki onlarda şifa bulmaya.bizlerden 1 saat sonra içmelere gelebilmişlerdi. Tabi adamlar kaybolmuş, zar zor bulabildikleri bir eve soraraktan gelmişler en nihayetinde.

*

Neyse aç karnına şifalı suyu içmek daha faydalı dediler öyle yaptık. Suyun gözüne geldik ama manzara çok kötüydü. Taş birikintileri suyun ağzını yarı yarıya kapatmış, etrafta çöplük adına her şey var. Bir defa suyun gideceği bir akar yok. Suyun bulunduğu yere eğilip girmekte neredeyse imkansız gibi.

*

Bu defa dönüp bir birbirimize şifa bulmaya geldik ama gördüğümüz manzara karşısında pislikten hastalanacağız diye sormadan edemedik.

*

Etrafta hiç tuvalet yok. İnsanlar buldukları yerlere hacetlerini yapıyor. Pis koku ve sinekler almış başını gitmiş vaziyetteydi.

*

Rabbimin bahşettiği böyle bir suyun bulunduğu yer böyle olmamalıydı. Çelikhan kaymakamlığımız dan, Çelikhan Belediyesinden sorumluluk taşıyan devlet büyüklerimizden “İÇMELER” diye tabir edilen yere ailelerin konaklayabilecekleri yol dahil sosyal tesis, barınak v.s yapmalarını istirham ediyorum.

Devamını Oku

Yalnızlık çağında ölüme sürüklenenler!

Yalnızlık çağında ölüme sürüklenenler!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kahramanmaraş saldırısı hepimizi şok etti. ABD’de görmeye alıştığımız bu tür saldırıların ülkemize sirayet etmesi üzerine, devletimizin acilen önlem alınması gerekliliğini bizlere hatırlattı.

*

Canımız göz bebeğimiz çocukları maalesef kaybettik.

*
Önce Şanlıurfa/ Siverek, daha sonra Kahramanmaraş’da yaşanan saldırılar tesadüfen oluşabilecek bir hadise değil gibi gözüküyor. Telegram gruplarında daha başka saldırıların olabileceği iddiası da var tabi.

*
Bugün gelinen noktada toplumsal olarak belirsizlik içerisinde yaşıyoruz. Kim bilir belkide bu saldırıların amacı da buydu. “Belirsizlik ve kaos” şimdi tüm okulların önünde güvenlik görevlileri bulunmakta. Nereye kadar devam edecek onu da bilmiyoruz. En nihayetinde “devletimize de güvenmek” zorundayız.

*

Yaşanan her iki hadise bir alarmdır. Bir manifestodur artık.

*

Devletimizin tek başına önlem alması yeterli değildir. Burada en büyük iş ailelere düşmektedir. Yalnızlığı sevimli gösteren, bireyselliği “özgürlük” maskesiyle pompalayan aileyi yük, milleti sözde baskıcı ilan eden bir toplum mühendisliği maalesef başarıya ulaşmıştır.

*

Sonuç sessiz bir çöküş, çok sesli ölümler.

*

Antideprasanlarla uyutulmuş, ekran karşısında çürümeye terk edilmiş bir kuşak. “İyimisin” diye soracak bir dostu kalmamış milyonlar.

*

Manevi değerler zayıflıyor. Aile bağları kopuyor. Dayanışma yok ediliyor. İnsan, insana yabancı hale getiriliyor.

*

Sistemin dayattığı modern yalnızlık, artık insanları sıradanlaştırıyor ve biz bireysel tercihler diyerek izlemekle yetiniyoruz. Bu durum bireysel tercih değil toplumsal trajedidir.

*

Şanlı ecdadımız tarihi boyunca değerleriyle ayakta kaldı. Şimdilerde herkes ekrana takılıp sosyal medyanın kurbanı olmuş vaziyette. Kimse kimseyi görmüyor, duymuyor, hissetmiyor.

*

Bu gidişata dur demezsek! ailemize, değerlerimize, maneviyatımıza sahip çıkmazsak, bugün ben, yarın sen, bir başka gün bir başkası, velhasıl bu gidişat sıradan bir gidişat değil.

*

Bu durum toplumun çürümeye yüz tuttuğunun ispatıdır. Bir uyarıdır. Uyanın! yoksa bu sessizlik bir gün hepimizin son çığlığı olacak…

[email protected]

Devamını Oku

Tahammülün kırmızı çizgisi

Tahammülün kırmızı çizgisi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tahammülün de tahammülsüzlüğün de bir ölçüsü, bir sınırı vardır. Herkesin sabır eşiği farklıdır ama bazı davranışlar vardır ki neredeyse ortak bir kırmızı çizgide buluşuruz. Mesela…Sürekli konuşup hiçbir şey söylemeyenlere, iyi niyeti zayıflık sananlara, sırada beklerken “bir iki adım öne kayayım” diye kaynak yapan sözde uyanıklara…

Söz konusu konuşmak olunca mangalda kül bırakmayan, iş icraata gelince ortadan kaybolanlara…İnsanı kıyafetine, arabasına, makamına göre tartanlara…Yaptığı iyiliğin bedelini peşin peşin kesenlere, sonra da dönüp dönüp bunu insanın yüzüne vuranlara…Her konuda ahkâm kesip hiçbir sorumluluk almayanlara…

Apartmanda yalnız yaşadığını sanıp gece yarısı gürültü yapanlara, trafikte direksiyon başına geçince başka birine dönüşen magandalara…Bunlara tahammül etmek zor. Hatta çoğu zaman imkansız. Ama işin bir de başka boyutu var. Eskiden ilişkiler daha sade, daha az kırılgandı. Aile ziyaretleri randevuya bağlanmazdı; “çay koyduk, geliyoruz” denirdi.

Çay hızlı demlenir, kapıdan giren misafir baş tacı edilirdi. Küçük sitemler tebessümle dile getirilir, hatalar büyümeden görmezden gelinirdi. Kimse “Geçen ay siz bize gelmediniz”, “Mesajıma neden iki saat sonra cevap verdin”, “Bunu söylerken aslında kimi kastettin?” gibi detaylarda boğulmazdı. Hayat akardı, ilişkiler de onunla birlikte…

Bugünse durum bambaşka. İlişkiler aşırı derecede hassas. Adeta yumurta kabuğunun üzerinde yürür gibiyiz. Yanlış anlaşılan bir cümle, geciken bir ziyaret, zamanında gelmeyen bir özür ya da farkında olmadan söylenen bir söz… Bir bakmışsınız kalpler birbirinden uzaklaşmış. Sanki sevgiler geçici, bağlar pamuk ipliğine bağlı.

Oysa fark çok net: Geçmişte sevgi vardı ve hatalara tahammül ediliyordu. Bugünse tahammül yok ve uzaklaşmak için bahaneler aranıyor. Gerçek sevgi ve saygı; gösterişli sofralar, pahalı hediyeler, büyük organizasyonlar istemez. Ne görkemli ziyafetlere ne de aşırı harcamalara ihtiyaç duyar. Gerçek sevgi; cömert bir kalp ister.

“Özür dilerim” demeyi bilen bir dil ister. Eski defterleri her tartışmada açmayan bir anlayış ister.

Bazen de görüp görmezden gelmeyi…Netice itibariyle şunu kabul etmek gerekiyor: Tahammül edemediğimiz bir ilişki, gerçek bir dostluk değildir. Çünkü dostluk; kusursuzlukta değil, kusura rağmen yan yana kalabilmektir.

[email protected]

Devamını Oku

Makam mevki ve tevazu

Makam mevki ve tevazu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hiç tadımız tuzumuz yok gibi nedensiz ve isteksiz, bir yanımız soğuk buz gibi bir yanımız sımsıkı ve sıcacık, boşlukta gibiyizdir.
*
Günün iki vakti biri sabahları uyanınca, diğeri akşamları uyuyunca, hani vicdanın ve içinin sızladığı zamanlar düşünene ve düşünebilene ait “o” anlar vardır ya.
*
İşte “o” vakit, kimsin be neyin peşindesin, sana ne, kime ne, “o” onu demiş, yok “bu” bunu demişmiş, başlarız beyin seremonisine ve zühul hallerine.
*
Emrolunduğu gibi dosdoğru olman gerekmez mi? gerekmez dersen şüphen olmasın hatırlatırlar inandığın dünyanda.
*
Bir ağacın filiz verip, yaprağa dönüşmesi, sonrasında solması ve rüzgara yenik düşüp savrulduğunu bilmez misin.
*
Gece ve gündüzü, insanın dayanacağı kadar soğuğu ve sıcağı, doğanın kendini yenilemesi, tesadüf olabilir mi?
*
Kimdir bu düzenin sahibi, nerden gelip nereye gideceğin belli, gücün belli, sınırları da gücün ve kudretin tek sahibi “Yüce Yaradan Cenabı Allah” değil midir?
*
Üstün olan yüce Yaradandır.
*
Öyleyse nedir seni bir diğerinden farklı kılan, sevgiyi hak etmeyene veririz. Hak edeni bu duygudan mahrum kılarız.
*
Hele kuşkular, şüpheler, acabalar, beyin muhasebeye tutuştu mu çık çıkabilirsen.
*
Hepimiz insanız dilimiz, rengimiz, tenimiz, farklılıklarımız, farkındalıklarımız, örf ve adetlerimiz, yani hepimiz aynı mozaiğin parçası değil miyiz.
*
İnsanın özü birbirine dikkat etmek, sevip sevmek sarmalamak değil midir. İnsan olmak yaratılanın en üstünü zeki varlık olmak ise, gözden kaçırdığımız bazı şeyler var demektir.
*
İnsan oğlu neden tek olsun ki!
*
Bazı insanların yönetici, üst bir konumu var, ancak bunun da birlikten geldiğini ve yalnızca iş bölümünün bir parçası olduğunu unutmamak gerekir.
*
İnsan olmak hayatın bu tarafını idame ettirmektir. Diğer parçalardan yüksek bir konumu değil, ancak bir yöneticinin idari vasıfları söz konusu olabilir. Lakin bu yönün seni bir diğerinden üstün kılmaz.
*
Tevazu, alçak gönüllülük bütün insanların, dinlerin, bütün ahlaki sistemlerin ödüllendirdiği davranışların temelini oluşturur.
*
Bir atı güçlü ve çevik ve hızlı olduğu için överiz, kuşamıyla değil, bir tazı koşmasıyla övülür, tasmasıyla değil, bir kuşu kanadıyla överiz püskülleri ve çıngıraklarıyla değil, nitekim bir insanı da kendi değeriyle ölçmeli giyimi, kuşamı, makam ve mevkisiyle değil.
*
İnsanı değerli kılan, geliştiren, yetiştiren ve yükseltip ve yücelten budur. Her insanın özünde bu gizli gücün bulunmasına karşın bazıları bunun bilincinde olmadıklarından henüz gelişmemişlerdir,
*
Bu durumun devamı halkın o bildik mısralarını akla getirir, “eşeğe altın semerde taksan eşek yine eşektir!
*
Kibir ve büyüklenme, bir insana en çok zulüm ve sıkıntı yaşatan kötülüklerdendir. Öyle ki bu durum tutum, davranış, yürüyüşüne hatta selam durmamaya tenezzüliyetsizliğine yansır.
*
Sen ne isen gölgende odur!
*
Tevazu sahibi olan kişiler ise tam aksine, insana huzur ve rahatlık getirir.
*
Kibirli bir insan her şeyden önce tüm özelliklerinin kendine ait olduğunu sanır.
*
Üstünlük, makam ve mevkiinin gelip geçici olduğunu bilip, insanlığını vicdanını, nerden geldiğini, nereye gideceğini bilen, benliğini, kişiliğini kaybetmeyen ve alçak gönüllü olabilenindir.

[email protected]

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.